24 Şubat 2012 Cuma

HUGO (2011)

Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Asa Butterfield, Ben Kingsley
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-Sanat yönetimi, görüntü yönetimi, ses ve ses miksajı, özel efekt dallarında Oscar ödülü ve en iyi film ve yönetmen dahil 6 adaylık
-Sanat Yönetmenleri Birliği en iyi sanat yönetimi ödülü
-Set dizaynı ve ses dallarında BAFTA ödülü ve 7 dalda adaylık
-Yönetmenler Birliği en iyi yönetmen adaylığı
-En iyi yönetmen Altın Küre ödülü ve en iyi film dahil 2 adaylık
-Senaristler Birliği en iyi senaryo adayı
IMDB Puanı: 8,1/10
Estar Abi Puanları:
-Martin Scorsese: 7
-Asa Butterfield: 8
-Ben Kingsley: 7
Genel Puan: 7/10

Bu yıl Oscar ödüllerine damgasını vuran, sinemanin ilk dönemi olacak. Ödülün en büyük adayı The Artist, sessiz sinema döneminin bitişiyle işsiz kalan oyuncuları ele alırken Martin Scorsese de sinemanın ilk büyük üstadlarından Georges Melies'ye saygı duruşunda bulunduğu filmi Hugo'yla bizi bir kez daha sinemanın erken çağına götürüyor. İlk kez 3 boyutlu bir film çeken Scorsese'nin AFI'da aktif olarak eski filmleri koruma altına alma çalışmaları yürüttüğünü biliyoruz. Scorsese, iyi bir yönetmen olmanın yanı sıra tam bir sinefil ve özellikle de erken çağdan izlemediği film neredeyse kalmamış. Bugün o filmlerin büyük bir kısmı Birinci Savaş yıllarında yandığı ve yok edildiği için sinema tarihinin kayıp hazineleri olarak nitelendiriliyor. Geri kalanlar ise Scorsese gibi isimler tarafından bulunup AFI korumasına devrediliyor.

Oscar ödüllerinde Midnight in Paris ile beraber bir başka Paris güzellemesi olma özelliğine de sahip Hugo. Midnight in Paris'te Woody Allen hem günümüz Paris'ini hem de yüzyılın başlarındaki Paris'i tanıtırken Scorsese, şehrin en güzel zamanlarını kadrajına alıyor. Üstelik film 3 boyutlu olduğu için Paris, perdeden taşan bir güzelliğe de bürünebiliyor.

Hugo 11 dalda Oscar adayı olarak yılın adaylık rekoruna sahip. Ama bu 11 adaylığın kaçı ödüle dönüşecek orası belirsiz. Şahsen Hugo'nun The Artist'ten daha iyi bir film olduğunu düşünmüyorum. Ama bu filmi 3D şartlarıyla izlemediğim için bu yorumumun zayıf olduğunu söyleyebilirim. Sinemada 3 boyutlu gösterimi çok da tutan birisi değilim ama Hugo'yu izledikten sonra filmi bir de 3 boyutlu izlemenin gerekli olduğunu farkettim. Özellikle açılış sahnelerinde 3D işlemi büyüleyici bir sonuca ulaşmıştır sanırım.

Hugo Cabret isimli yetim bir çocuğun Paris tren garındaki yalnız yaşantısında babasından kendisine kalan bozuk bir otomatonun tamiri önemli bir yer tutuyor. Zira Hugo için her şeyin yaşamda bir yeri vardır ve bu yer bir amaç taşımak zorundadır. Hugo, kendisinin amacının otomatonu tamir etmek olduğunu düşünüyor. Ama otomatonun yaşamdaki yeri ve amacının ne olduğunu bilmediğinden içi içini kemiriyor. Tamir için gerekli parçaları bir oyuncakçı dükkanından çalan Hugo, bir gün oyuncakçıya yakalanınca otomatonun da amacı nihayet çözülmeye başlıyor.

Oyuncakçı dükkanının sahibi, başta Le Voyage dans la Lune/Aya Seyahat olmak üzere yüzlerce film çekmiş olan Georges Melies olunca film de Scorsese'nin her zaman özlemini duyduğu sinema mitlerinden birine eğilmeye başlıyor.

Hugo, Georges Melies'nin klasiklerinden de bolca yararlanan bir film. Film ilerledikçe bazı Melies filmlerinden de kareler izliyoruz. Stop-motion gibi birçok çekim tekniğinin babası olan Melies'nin sesli sinemayla beraber sinemaya ve eserlerine küsmesi The Artist'teki ortamın bir benzerini oluşturuyor. Bu açıdan Hugo, Spielberg için A.I.; Peter Jackson için King Kong neyse Scorsese için de o oluyor. Bir olgunluk çağı eseri olarak yönetmenin kendi özlemlerine yönelik bir film çekme hakkına dönüşüyor adeta.

Asa Butterfield kendisinden beklenen performansı biraz daha az duygu katarak işliyor. Ben Kingsley de Georges Melies olmaktan ziyade Georges Melies performansı vermeyi tercih ediyor. Chloe Grace Moretz ise ben dahil hemen her izleyicide Natalie Portman'ın Leon/Sevginin Gücü'ndeki performansını hatırlatıyor. Henüz 15 yaşında olan genç aktrist, her zaman Scorsese gibi isimlerle çalışmayacak muhtemelen ama her zaman Hugo'daki performansını sunması gerekiyor.

İlginç Bilgi: Georges Melies'nin Le Voyage dans la Lune filmine saygı duruşunda bulunan ilk film Hugo değil. 1956 yılının Oscar galibi Around the World in 80 Days/80 Günde Devr-i Alem filmi de Melies'nin klasiğini introsuna alarak başlar. Her iki film de büyük yazar Jules Verne'in hikayesinden uyarlanmıştır. Ayrıca Hugo Oscar büyük ödülünü kazanırsa bu ödülü kazanan ilk 3D film olacak.

0 yorum: