Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Eric Bana, Ayelet Zurer, Ciaran Hinds
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-AFI (Amerikan Film Enstitüsü) Yılın Filmi
-Film, yönetmen, senaryo, kurgu ve müzik dallarında 5 Oscar adaylığı
-Sinema Editörleri en iyi kurgu adayı
-Yönetmenler Birliği en iyi yönetmen adayı
-Yönetmen ve senaryo dallarında Altın Küre adaylıkları
IMDB Puanı: 7,7/10
Estar Abi Puanları:
-Steven Spielberg: 9
-Eric Bana: 9
-Janusz Kaminski (Görüntü Yönetmeni): 10
-John Williams (müzik): 7
-Michael Kahn (kurgu): 10
Genel Puan: 10/10
Benim için, aksi ne kadar iddia edilirse edilsin bir gerçek var. O da günümüz Türk halkının Yahudi düşmanı bir halk olduğu gerçeği. Şu anki halkımız 2. Dünya Savaşı'nda Almanya'da yaşasaydı eminim soykırımda ölenlerin sayısı 3 katına çıkardı.
Munich de bu düşüncemi şekillendiren en önemli unsurlardan birisidir. Çünkü
The Godfather/Baba filmine kötü bir film denmesine bile aldırmayan ben bu filmin bir Yahudi propagandası olduğu temelinde eleştiriler okuduğumda o yazıya ayırdığım zamana bile kızıyorum.
Munich hakkında yapılan belli başlı yorumlar var.
-Teknik olarak mükemmel orası tamam ama Spielberg bariz Yahudi propagandası yapmış.
-Spielberg en iyisi gitsin uzaylılar, dinozorlar hakkında film çekmeye devam etsin.
-Ey Spielberg, sıkıysa Filistin halkının acısını da anlatan filmler yapsana.
-Spielberg sözde hem Yahudileri hem Filistinlileri haklı göstermiş, yemezler, demek ki doğru bildiğini söyleyen bir adam değilmiş.
Dahası da var ama temel olarak bu filme dair yorumlarımız bu düzeyi aşamıyor. İsrail'de de özellikle din adamları Spielberg'in Yahudilere küfür gibi bir film çektiğini yazıp çizmişlerdi film gösterimdeyken, o da ayrı bir ironi.
Bu yazının konusu
Munich hakkında yazılanlara cevap değil ama girizgahı temel yorumlara birer kısa cevap vererek asıl konumuza, yani filmin kendisine dönelim.
1-Teknik olarak mükemmel olan bir filmin varsayalım taraflı bir senaryosu var. Öyleyse filmin aldığı çeşitli ödül ve adaylıklara neden laf ediliyor ki? Oscar ya da diğer ödüller filmlerin tarafsızlığına göre verilmiyor nihayetinde.
2-Spielberg uzaylılar hakkında da dinazorlar hakkında da, egzotik maceracılar hakkında da , 2. Dünya Savaşı hakkında da, holocaust hakkında da filmler yapmaya devam etsin mümkünse. Her konuda film yapsın kendisi. Ne de olsa dünyada emekli olmamış ya da ölmemiş yönetmenler arasında o işi en iyi bilen 5 isimden birisi. Kaldı ki senede 2 filmle son sürat devam ediyor işine zaten.
3-Spielberg, Filistin halkının acısını film yapmak zorunda mı? Şahsen bir Filistinli olsam ve Spielberg bizim hakkımızda bir film yapsa kahrımdan ölürdüm. Çünkü benim Filistinli halkım, benim dost Arap ve Türk kardeşlerim tembellikten hiçbir haltı doğru dürüst beceremeyen milletler olarak benim haklılığımı gösteren adam gibi filmler yapmayıp da düşmanı olduğum, vatanım için savaştığım Yahudilerden biri benim için film yapıyorsa biz o savaşı zaten kaybetmişiz demektir.
4-
Munich'i beğenmeyenler için de filmler var.
Kurtlar Vadisi Filistin var mesela. Mastürbasyona endeksli sinemalarımızda gösterilen cinsten muhteşem bir film. Üretici-tüketici nitelikleri dengesi açısından şaşmamış olur hiç olmazsa
Necati Şaşmaz'ın sirk gösterisi.
Önce hakkını verelim... Günümüzde çekilip de 70'li yılları anlatan çok film seyrettik ama hiçbiri
Munich kadar başarılı bir dönem filmi olamadı. Avrupa'nın çoğu kentinde geçen hikayesi bir an bile fire vermiyor. Her bölgenin giyim-kuşamı, müziği, trafiği, insan tipi birebir fotoğraflanıyor. Üstelik film, bahsi geçen şehirlerde çekilmemiş bile. Büyük çoğunluğu Malta'da çekilmiş. Bu konuda set dekorasyon ve kostüm ekibini ne kadar övsek azdır filmin. Ondan da iyisi görüntü yönetiminde.
Schindler's List/Schindler'in Listesi filmiyle Oscar ödülü kazanan sinematograf
Janusz Kaminski'nin değerini aslında o filmde bile anlayamamışız. Tabii
Scihndler's List'in siyah-beyaz olması da bir etkendi bunda ama
Munich'teki çalışması bir görüntü yönetmeni, bir filmin değerini ne kadar yükseltebilir onu kanıtlıyor Kaminski. Bu filmde Kaminski değil de başka birisi çalışsaydı bu kadar güzel bir film izleyemezdik sanırım. Tek başına, Avner'la Louis'in pazarda hem alışveriş yapıp hem de sohbet ettiği sahnedeki çekimler bile Kaminski'yi övmeye yetiyor.
John Williams,
Schindler's List'teki kadar başarılı değil. Daha genel olarak bakarsak ortalama bir
John Williams kalitesine bile yaklaşamamış bu filmde. O yüzden
Munich, müzikal desteği çok az alarak yürüyebilen bir film olmuş. Finaldeki çatışma sahnesini saymıyorum elbette bu yorumumda.
Spielberg'in kendisi de bu filmde farklı bir tarz tutturmuş.
Munich, ustanın hiçbir filmine benzemiyor. Spielberg külliyatında çoğu film birbirine benzer.
Close Encounters of the Third Kind/Üçüncü Türle Yakınlaşmalar ve
E.T. kardeş filmlerdir mesela.
Schindler's List 2. savaşın insani yönüne bakan bir filmken
Saving Private Ryan/Er Ryan'ı Kurtarmak cephede geçer. Ama iki film tarz olarak birbirine çok benzer.
Catch Me if You Can/Sıkıysa Yakala ve
The Terminal başka konuları ele alan, birbiriyle alakasız iki film gibi görünür ama bu iki film de çoğu açıdan akrabadır.
Munich, Spielberg külliyatındaki hiçbir filmle akraba gibi durmuyor. Filme uygulanan atmosfer yaratımı olsun, kamera tekniği olsun, karakter yaratımı olsun diğer filmlerde benzeri olmayan örnekler. Her Spielberg filminde mutlaka bulunan kendine özgü yaratıcı hınzır bir tip bile yok bu filmde. Tabii kısacık rolüyle
Moritz Bleibtreu'yu saymazsak.
Gelelim konuya...
Munich, 1972'de aynı adlı kentte düzenlenen olimpiyatlarda Kara Eylül adını alan Filistinli bir terör örgütünün İsrailli sporcuları öldürmesinin ardından dönemin İsrail başbakanı
Golda Meir'in intikam için Mossad ajanlarını örgütün lider ekibini öldürmeye göndermesini anlatır. Filmin detaylardaki en büyük yardımcısı
George Jonas'ın
Vengeance isimli kitabıdır. Filmle ilgili bir yapım belgeselinde Spielberg'in şüpheci yaklaşımını görüyoruz. Zira Spielberg, Jonas'ın kitabında yazanların gerçekliğini onaylatma ihtiyacı hissettiğini, bunun için araştırmalar yaptığını ama nihayetinde kitapta anlatılanlarını tam olarak doğrulatamadığını ima ediyor. Bu yüzden de hem kitaptaki bilgileri kullanıp hem de
Tony Kushner ve
Eric Roth gibi başarılı iki senaristin kurgusal hikayelerini filme alıyor. Bu yüzden de film "gerçek olayları anlatan" değil "gerçek olaylardan esinlenen" bir film konumunda... Zaten filmden sonra tarihçilerin bu olaylar hakkında daha titiz yaklaştıklarını ve dönemin bazı gerçeklerini ortaya çıkarttıklarını; olayların tam olarak filmdeki gibi olmadığını ama temel yapının doğru olduğunu 2011 itibariyle görebiliyoruz.
Filmin, biri patlayıcı uzmanı, biri şoför, biri "temizlikçi" biri mühimmat ve hesaplardan sorumlu, biri de lider ajan olmak üzere 5 ajanın yürüttüğü operasyonlardan meydana geldiğini biliyoruz. Ama
Munich'in asıl şaşırtıcı yanı bize olaylar esnasında taraf olanın ya da bu olaylardan belirli karlar elde edenlerin yalnızca Mossad ve Kara Eylül olmadığını göstermesi. Ekibin ölüm listesindeki kişilerin adreslerini Avner'a satan Fransız aile filmin belki de en ilginç yapısını oluşturuyor. Soğuk Savaş döneminin en büyük çıbanlarından biri olan İsrail-Filistin çatışması ve diğer bazı Avrupa ülkelerindeki ayrılıkçı örgütlerin Avrupa'yı adı konulmamış bir savaş alanı haline getirmelerinin arkasında, bu isimsiz savaştan nemalanan gruplar olduğunu bu aile sayesinde bir kez daha kavrıyoruz.
The Day of the Jackal/Çakalın Günü filmiyle tanıdığım
Michael Lonsdale'in abartısız bir karizma eşliğinde kelime kelime vurguladığı oyunculuk nedir gösterisiyle beraber Avrupa'nın son 5 yılında dünyaya tanıttığı en önemli oyuncularından biri olan
Mathieu Amalric'in karakterine cuk oturması da bu aileyi film için daha kıymetli hale getiriyor.
Munich her yanından hüzün akan bir film ve tam da Spielberg'in tanımladığı gibi "
barış için bir dua". Gerek Avner'ın gerekse de Ali'nin içine düştüğü bu kavganın ne kadar anlamlı ya da ne kadar anlamsız olduğuna dair varoluşçu çözümlemelerine giden yolda çok kan aktığı gibi çok da gözyaşı akıyor. Kendi aralarında şakalaşırken yatağın altına konulan patlayıcılardan korkup her geceyi gardropta uyuyarak geçiren bir ajandan bahseden ajanların bir gün gelip ironik bir şekilde aynı korkuyla gardroplarına saklanmasından tutun da başkalarını öldürmek için bir türlü doğru patlayıcıları kuramayan bombacı ajanın mükemmel bir bomba düzeneği kurmasıyla sonunu hazırlamasına kadar
Munich'te her şey 70'li yıllarda ve devamında İsrail ve Avrupa'da yaşanan, tarafı kim olursa olsun, her kıyımın anlamsız olduğunu anlatmak için kurgulanmış. Spielberg, Yahudi kimliğiyle belki yüksek sesle dile getiremediklerini
Munich'te sesinin yettiğince anlatmış. Ne ilginçtir ki bu filme karşı çıkmamış tek halk Filistinliler oldu. Hatta Spielberg, gülerek ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamadığı minvalinde bir ropörtaj verirken kendisini en çok tebrik edenlerin Filistinliler olduğunu gizlemiyor.
Filmin sevemediğim tek sahnesi, güvenli evde Filistinli örgüt üyesiyle Mossad'dan Steve'in radyoda çalan müzik üzerine inatlaştığı sahne. Bu sahnede kriz, bir Amerikan şarkısı sayesinde çözülür ki Spielberg'in buradan, bu savaşı çözse çözse ABD çözer mesajı verdiğini düşünüyorum. Böyle bir fikir de açıkçası bütün filmi yaralıyor.
Birçok kişi
Munich'in Spielberg'in üçüncü yönetmenlik Oscar'ı ve ikinci film Oscar'ını kazanmak için yaptığı bir çalışma olduğunu düşünüyor. Oysa film Amerika'daki en önemli iki ödül töreninden de eli boş döndü. Hem de
Crash/Çarpışma gibi kendi çapında kaliteli ama
Munich'in yanına bile yaklaşamayacak bir filme kaptırdı ödülleri. Üstelik o yıl adı ödül için anılan film de yine
Munich değil
Brockeback Mountain/Brockeback Dağı idi. Adaylıklar açıklandığında her yerde
Munich'in bir Oscar projesi olduğu söyleniyordu. Majör dallar dahil 5 adaylık herkese bu cesareti vermişti. Ama ödül gecesi film sıfır çektiğinde yeni bir bahane bulundu. Zaten Oscar ödülleri Yahudilerin tekelinde ve Yahudiler de bu filmden hoşlanmadı o yüzden ödül vermediler. Bu konuyla ilgili fikrimi
Cehalet başlıklı yazımda yazdığım için belirtmeyeceğim yeniden.
Son olarak Spielberg'e ve herbiri birbirinden kaliteli ekip üyelerine teşekkür etmek lazım. Sinema tarihine böyle bir filmi armağan ettiği için. Hala değeri bilinmiyor ama bu kanlı savaş bittiğinde bu filmin de değeri anlaşılacak.
It's a Wonderful Life/Şahane Hayat'ın değeri de tam 20 yıl sonra anlaşılmıştı ve her Noel'de de yeniden anlaşılıyor.
Munich'in de değeri barışın her yıldönümünde bir kez daha anlaşılacaktır.
İlginç Bilgi: Filmdeki ajan karakterlerinin her birinin ülkesi ayrı. Ekipte 2 Alman, 1 Fransız ve 1 G. Afrika Yahudisi bulunuyor. Bu karakterleri oynayan oyuncular da aynı ülkelerden seçilmiş. Bu duruma uymayan tek oyuncu Avustralyalı
Eric Bana.