Yönetmen: Roman Polanski
Oyuncular: Catherine Deneuve, Yvonne Furneaux
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-En iyi görüntü yönetimi dalında BAFTA adayı
-Cannes'da FIPRESCI ve Jüri Özel Ödülleri
IMDB Puanı: 7,9/10
Estar Abi Puanları:
-Catherine Deneuve: 10
-Catherine Deneuve: 10
-Roman Polanski (yönetmen-senarist): 9-10
Genel Puan: 9/10
Karar verebilmiş değilim... Sinema tarihinin en iyi kadın oyuncu performansı Requiem for a Dream/Bir Rüya İçin Ağıt'ta bağımlılıkları yüzünden yavaş yavaş deliren anne karakteriyle Ellen Burstyn'ınki mi yoksa Catherine Deneuve'ün bu filmdeki performansı mı? Açıkçası bu iki tuhaf karakter sinemada oynanılacak en zor roller olarak göze çarparken her iki oyuncu da mükemmel bir oyun sergilemişler. Bu filmi Roman Polanski'nin apartman üçlemesindeki izlemediğim tek film olduğu için izlemeye başlamışken bir süre sonra Catherine Deneuve'ün gözlerinden beden diline, ses tonundan yatağa yatış şekline kadar her yeriyle gerçekten de çıldırıyormuş gibi hissettirdiği performansına kapılıp gittiğimi hissettim.
Polanski, kendisi ve çoğu filmde beraber çalıştığı yazar Gerard Brach ile oluşturduğu senaryosunda daha baştan hiçbir şeyin normal gitmeyeceğini gösterir. Film, tıpkı Alfred Hitchcock'un Vertigo/Ölüm Korkusu filmindeki gibi bir kadının gözlerinde açılır. Ön jenerik yazıları normal şekilde akmaz ve ekranda bir sağa bir sola gider gelir. Daha sonra anlarız ki bu bile ana karakterin aklının gidişatının bir metaforudur. Sakince bir dehşetle bize bakan gözden Deneuve'ün katatoniye girmek üzere olan yüzüne doğru geçiş yaparız.
Catherine Deneuve, bu filmde bir güzellik merkezinde çalışan manikürcü genç bir kız olan Carol'ı canlandırır. Carol, genç, güzel ama içe kapanık, pek konuşmayan, insanlarla iletişime girmekten kaçınan bir kızdır. Sokakta yürürken kendisine laf atan erkeklere dehşetle bakar. Evde beraber yaşadığı ablası ise tam tersidir. Kadının evli bir adamla ilişkisi vardır ve birkaç gün sonra Carol'ı evde yalnız bırakıp İtalya'ya gezmeye gideceklerdir. Carol bu ilişkiye onay vermez. Ablasının sevgilisinden nefret eder ama sözünü dinletemez. Kendisine aşık olan Michael'ı ise sürekli reddeder. Açık ve net bir şekilde Carol'ın erkeklerden, ilişkilerden, seksten ve hatta romantizmden nefret ettiğini görürüz. Carol dışarıdan bakıldığında oldukça uysal bir genç iken içinde büyüyen canavarı sakinleştiren tek şey karşı kilisenin bahçesinden top oynayan rahibelerin görüntüsüdür. Bekaretle donatılmış rahibeler ona bu dünyadaki en temiz insanlar olarak görünür.
Ablasının İtalya'ya gitmesiyle başlayan süreç ise tempoyu arttırır ve daha sonra çok filmde kullanılacak bir ayna sahnesiyle her şey baştan başlar. Carol'ın inanılmaz değişimi, ölü bir tavşanla resmedilen doğurganlığın yitimi ve şiddetli bir seksi temsil eden duvarların sertçe çatlaması eşliğinde Carol, şizofrenik bir dünyaya adım atar.
Balık gözü lenslerle ve alan genişliğinin ters yüz edilmiş haliyle çekilen ve bu şekliyle mükemmel bir sinematografiye sahip Repulsion, seyircinin Carol'la özdeşleşmesine de ona cephe almasına da izin vermez ve izleyicisini tedirginlik içinde, çaresizce olacakları seyretmeye zorlar. Zaten bu yüzden de açık ara en iyi gerilim filmlerinden biridir Repulsion. Şiddet sahnelerini göstermeyerek ama hissettirerek seyircinin üzerindeki çaresizlik hissini daha da arttıran Polanski, Psycho/Sapık'ta Norman Bates'in seyirciye hissettirdiklerini Carol'da dener ve hedefi on ikiden vurur. Tabii bunda şansının yaver gitmesinin başlıca sebebi Catherine Deneuve'dür. Deneuve ve Norman Bates'i canlandıran Anthony Perkins'in kaderi bir çizilmiştir sanki. Her ikisi de normal olmayan bir karakteri canlandırarak popüler olurlar. Fakat Deneuve için bir dişi Perkins diyemeyiz. Zira Perkins'in Norman Bates'i Carol'dan farklı olarak farklı kimlikler taşır. Bu yüzden Perkins çift yüzle oynamak zorundadır rolü. Ama Deneuve zaman zaman katatonik şizofreni halleri de başta olmak üzere hem saldırgan hem de sükut içinde bir performans göstermek zorundadır ve zaten fazlasıyla da yapar bunu. Deneuve rolünde o kadar inandırıcıdır ki halisünasyonlarından duyduğu korkuyu, gerçek olmadığını bildiğimiz halde biz de duyarız.
Muhteşem bir final sekansı... Maalesef dikkatsizliğime yenilerek amacı ıskaladığım fotoğrafa doğru 180 derecelik açıyla yönelen kameranın muhteşem hareketini ancak film bittikten sonra okuduğum yorumlarda farkedebildim ve gerçek bir şok yaşadım. Film boyunca 3 kez gösterilen fotoğrafta benim ilk dikkatimi çeken herkesin başka yönlere bakmasıydı. Meğer fotoğrafın esprisi bambaşkaymış. Buraya tüm fotoğrafı almak yerine yalnızca Carol'ın küçüklüğünü alıyorum. Henüz izlememiş olanlar için yeterince davet edici bir kare bu. Repulsion, gerilim filmlerinden özellikle de psikolojik-gerilim filmlerinden hoşlananlar için bir nimet. Carol'ın gözlerinde o nimetin küçük bir parçası mevcut. Büyük parçayı keşfetmek ise istekli seyircilere kalmış.
İlginç Bilgi: Filmdeki ustura sürekli kapalı konumdayken Carol'ın elinde vajinayı temsil eden V harfinin şeklini alıyor.



0 yorum:
Yorum Gönder