Yönetmen: Roman Polanski
Oyuncular: Roman Polanski, Isabelle Adjani
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-Cannes'da Altın Palmiye adaylığı
IMDB Puanı: 7,8/10
Estar Abi Puanları:
-Roman Polanski (yönetmen-oyuncu-senarist): 7-8-7
Genel Puan: 7/10
Polanski'nin apartman üçlemesinin son filmidir Kiracı. Malum tecavüz suçlamasından dolayı ABD'den kaçtıktan sonra çektiği bu film üçlemenin ilk iki ayağındaki paranoya ve şizofreni temalarını tamamlar. Repulsion/Tiksinti'de şizofreniyi sebeplerini de araştırarak ele alan yönetmen Rosemary's Baby/Rosemary'nin Bebeği'ndeyse şizofreniden ziyade paranoyanın gerçekle örtüşebilme şansını ele almıştı. Le Locataire'de ise şizofreninin sebeplerinden ziyade sonuçlarına doğru alıyor. Şizofreninin getireceği anti-sosyal kişilik bozukluğu ve sonuçlarının nerelere kadar uzanabileceği Kiracı'nın işleği olmuş durumda.
Roman Polanski, hikayesini yavaş yavaş ve acele etmeden anlatıyor. Ön adını bilmediğimiz Trelkovsky'nin yeni taşındığı daire ve tuhaf komşularıyla birlikte başka açılardan tuhaf iş arkadaşlarını gösteriyor bize. Sanki tüm bu insanların arasında tek normal olanı Trelkovsky gibi görünüyor. Suratsız bir kapıcı, haddinden fazla hassas bir ev sahibi, asık suratlı komşular, paranoya içinde olup olmadığı anlaşılamayan bir başka komşu ve dünya umurlarında olmayan, başkalarının haklarını hiçe sayan iş arkadaşları arasında Trelkovsky bir yandan kendi yalnızlığı ile uğraşırken bir yandan da bu tuhaf insanlara adapte olmaya çalışıyor. Kendini çok çabuk ele veren şizofreni ise Polanski'nin yalın anlatımıyla bize tuhaf bir çelişki sunuyor. Zira normal gibi görünen insanlar mı anormaldir yoksa tuhaflık göreceli midir sorusu geliyor aklımıza. Polanski, çok sonra gördüğümüz ve haklarında karar verdiğimiz karakterlerin hep Trelkovsky'nin gözünden anlatıldığını gösteriyor ki bu da deliliğin toplumlaşmış ama kendi kabuğuna çekilmiş insanların şizofrenik bir karakterden bakış açısını oluşturuyor.
Polanski üst metinde apartman hayatı ile de ilgilenip günümüz insanının blok apartmanlardaki yaşantısının iletişime ne büyük zararlar verdiğini gösteriyor. Şizofreni gibi temelde iletişimle ilgili bir temayı bu ortak yaşam saplantısıyla birleştiriyor. Üzerine döktüğü sos ise yabancılık. Sürekli Polonya asıllı bir Fransız vatandaşı olduğunu belirtmek zorunda kalan Trelkovsky üzerinden toplumdaki "öteki" algısını işliyor. Şizofren kişilerin ötekileşmesiyle etnik ötekilik arasında hoş bir denge kuruyor.
Final ise birçok Polanski filmi gibi soru işaretleriyle dolu. Trelkovsky'nin şizofren olmama, her şeyin hastanedeki Simone'un gözünden aktarılma ihtimaliyle bizi başbaşa bırakıp kaçıyor Polanski. Ama cevap ne olursa olsun elde ettiği sonuçlar değişmiyor ve şizofreni ile yabancılık teması üzerinden toplumsal ötekileştirmeyi, bununla birlikte apartman yaşantısı üzerinden de toplumsal biraradalığı tüm sakat yönleriyle yüzümüze vuruyor. Üstelik tüm bunları Trelkovsky'nin geçmişinden hiç bahsetmeden yapıyor.
Roman Polanski filmi hem romandan uyarlayıp hem yönetirken aynı zamanda Trelkovsky karakterini de bu rolü canlandıracak aktör bulamadığından bizzat oynuyor. Polanski, Leh genlerinin bir izdüşümü olarak iyi bir yönetmenliğin yanı sıra kaliteli bir oyunculuğu da kotarabileceğini gösteriyor. Trelkovsky'nin Simone'a dönüştüğü anlarda Polanski de o dönüşüm konusunda ikna edici bir rolbazlık sarfediyor.
İlginç Bilgi: Eski bir Sinema dergisinde dergi yazarlarının izlemeyi en çok isteyip de henüz ulaşamadığı filmler listesinde bir numarayı Le Locataire almıştı. Criteron Collection sayesinde hepsi izlemiştir sanırım.


0 yorum:
Yorum Gönder