29 Aralık 2011 Perşembe

FATAL ATTRACTION/ÖLDÜREN CAZİBE (1987)

Yönetmen: Adrian Lyne
Oyuncular:Michael Douglas, Glenn Close
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-Film, yönetmen, senaryo, aktrist, yard. aktrist (Anne Archer) ve kurgu dallarında 6 Oscar adaylığı
-En iyi kurgu BAFTA ödülü ve 2 adaylık
-Yönetmenler Birliği en iyi yönetmen adayı
-Film, yönetmen, aktrist, yard. aktrist dallarında 4 Altın Küre adaylığı
-Senaristler Birliği en iyi senaryo adayı
IMDB Puanı: 6,8/10
Estar Abi Puanları:
-Glenn Close: 9
-Michael Douglas: 7
-Adrian Lyne: 7
Genel Puan: 7/10

Bu aralar sıkça, bir aktristin sırtlayıp götürdüğü filmler izliyorum. Glenn Close da bunlardan biri. Açıkçası filmde ilk gördüğümde Close'un yanlış bir tercih olduğunu düşünmüştüm. Bunda filmin Türkçe adından dolayı yanılmamın payı büyük hiç kuşkusuz.Glenn Close öldürücü bir cazibeye sahip değil, 40'lı yılların kara filmlerindeki gibi bir erkeği baştan çıkararak onu avcuna alabilecek bir görüntüsü yok. Ama zaten film de o tip bir femme fatale anlatıcısı değil. Glenn Close da rahatlıkla femme fatale klasmanına dahil oluyor. Ama filmin bir kara film olmadığını da söyleyebiliriz. Zira film o janrın kurallarının epey dışında seyrediyor.

80'li yıllarda Soğuk Savaşın da sona ermesi ve Reagan yönetimiyle birlikte halkın da Hollywood'un da kendi içine dönmesi konusunda Ordinary People/Sıradan İnsanlar filmi hakkındaki yazıda epey kalem oynatmıştık. Fatal Attraction da o eğilimin son örneklerinden birisi. Klasik bir Amerikan orta sınıf ailesinin mutlu mesut yaşantısını resmederek başlayan film, aynı ailenin neşeli bir fotoğrafıyla son buluyor. Bu dengeyi bozansa erkeğin tek gecelik bir ilişki yaşama isteği... Michael Douglas, filmde karısı ve çocuğu kayınpederini ziyarete gittiğinde bir partide tanıştığı kadınla tek gecelik bir ilişki yaşayan adamı oynuyor. Fakat tek gecelik ilişki bu karakterin sandığı şekilde sona ermiyor. Kadın kendisini kullanılıp atılacak bir kadın olarak görmüyor. Üstelik erkeğin evli ve evliliğinde mutlu biri olduğunu bilerek ilişkiye girmesine rağmen. Glenn Close'un canavarca oyunu sayesinde tam bir dehşet yumağına dönen hastalıklı kadın, Douglas'ın tüm aile dengesini yok ediyor. Böylece Amerikan toplumunun cezbedici dış mihraklara kapılmamasını, eğer kapılırsa bir anda hayatlarının ters yüz edileceğini öğütlüyor film. Bütün bir senaryo da zaten başta baba olmak üzere aileye, bağlarını kuvvetlendir dersi veriyor. Yoksa ne olacağını görürsün! Bu yüzdendir ki ABD, 1. Dünya Savaşı'ndan beri kendi kendine yeten bir ülke olma ve buna binaen kendi kendine yeten bireyler yaratmak için çabalıyor.

Film, kadının birey olarak değer görme arzusuna da olabildiğince destek çıkıyor ve yer yer Glenn Close'un deliliğin sınırlarını çoktan aşmış karakterine hak ve destek veriyor. Erkekler tarafından gelip geçici bir "unsur" olmaktan çıkıp yaşamlarının tam merkezlerine kurulmayı bir hak olarak gören kadınların da var olacağı, bu kadınları ciddiye almamanın doğuracağı zararın büyük çapta olacağı filmin diğer nasihatlerinden.

Ahlakçı bir film olduğu her halinden belli olan Fatal Attraction, Michael Douglas'a da bir kariyer haritası çizmiş oluyor. Bu sayede Douglas da sürekli "normal olmayan" kadınlarla ilişkiye giren karakterleri oynamaya 1 numaralı aday olup çıkıyor. Hatta Disclosure/Taciz filminde bu filmdeki karakterin tam tersini canlandırarak garip bir ironiye de imza atıyor ve bu sefer de başı Demi Moore'la derde giriyor. Aynı şekilde Basic Instinct/Temel İçgüdü'de Sharon Stone tarafından ayartılan polis rolünde kendi yarattığı bu akımın zirvesine yerleşiyor. Sonrası ise medya tarafından yaratılıyor ve bir gazete Douglas'ın her an seks düşünen erkeklerden biri olduğunu yazıp çizince ortalık karışıyor. Hollywood'un medyayla ilişkisinin Fatal Attraction'la başlayan macerası da Michael Douglas'ın popülerliğine popülerlik katmasıyla son bulmuş oluyor. Catherine-Zeta Jones gibi bir kadınla evlenmek de cabası!

İlginç Bilgi: Bu filmden esinlenip çekilen bir porno film de var. Adı, Fatal Erection!

2 yorum:

Osman Turan dedi ki...

Facebookta sorduğun aktrisli sorunun sebebi bu film mi? :)

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Yok. Repulsion'ı izledikten sonra aklıma geldi o soru.