22 Kasım 2011 Salı

GELİN (1973)

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad
Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Kerem Yılmazer, Kahraman Kıral
Başlıca ödül ve adaylıklar: Yok
Sinematürk Puanı: 9,11/10
IMDB Puanı: 7,2/10
Estar Abi Puanları:
-Ömer Lütfi Akad: 9
-Ali Şen: 9
-Aliye Rona: 9
-Hülya Koçyiğit: 9
-Kahraman Kıral: 10
Genel Puan: 9/10

Türk sinemasını kısırdöngüden kurtaran yönetmenlerden biriydi Lütfi Akad. 60'lı yıllarda Yılmaz Güney'le beraber yaptıkları, altın çağını yaşayan sinemamızın daha da güçlenmesine vesile olmuştu. 1970'lere girdiğindeyse göç temasını ele alan Gelin-Düğün-Diyet üçlemesiyle sinema tarihimizde çok özle bir alanı kaplamıştı. Ama maalesef geçen hafta kendisini kaybettik ve Yeşilçam'ın en önemli değerlerinden biri daha aramızdan ayrıldı.

Lütfi Akad'ın en sevdiğim filmi Gelin'i bu yılki Kurban Bayramı'nın ilk gününde Samanyolu TV'de izledim. Ne ilginçtir ki film kurban verme inancına da hafiften dokunduran bir yapım olarak STV gibi bir kanalda hem de bayram günü yayınlanabiliyor.

Gelin göç üçlemesinin ilk ve en önemli filmi. Düğün'e henüz maalesef rastlayamadım. Diyet ise Hakan Balamir'in çok kötü oyunculuğu ve özensiz teknik ekibiyle oldukça zayıf bir film. Her üç filmde de rol alan Koçyiğit, Gelin'de kocasının ailesinin yanına, İstanbul'a taşınan Yozgatlı tek çocuklu bir kadını oldukça inandırıcı oynuyor. Aile bireyleri de her biri kendi rollerinde daha önce de benzer örnekler veren isimlerden seçilmiş. Evin Hacı Babası sözü dinlenen, yaşlı, dini değerlerine dört elle sarılmış ama son derece cahil ve gözünü para hırsı bürümüş biri olarak bu role cuk oturan isimlerden biri olan Ali Şen tarafından canlandırılıyor. Hacı'nın karısı rolünde Aliye Rona ise Hacı'dan da tutucu ve cahil üstelik şirret kaynana rolünde hiç zorlanmadan mükemmel bir oyun çıkarıyor. Kerem Yılmazer ve Kamran Usluer de evin oğulları rolünde oyunculuklarını konuşturuyorlar.

Yozgat'tan göç eden aile İstanbul'da kendi küçük Yozgatlarını kurmak istiyor filmde. Bir mahalle bakkalıyla yetinmeyen aile lüks semtlerde açacakları market sayesinde büyümeyi ve İstanbul'un ağalarından olmayı hedefliyorlar. Bu yüzden ailenin yanına karısını ve çocuğunu da alıp gelen Veli, önce bu yeni hayata uyum sağlamak için babası ve abisi ne derse onu yapıyor. Yapıyor yapmasına ama bu kez de oğlunun önemli bir rahatsızlığı olduğundan şüphelenen karısını önemsememeye başlıyor. Küçük Osman rolünde her zamanki gibi muhteşem olan Kahraman Kıral'ı kaynanasının "okuyup üflerim, geçer" baskısına rağmen hastaneye götüren gelin Meryem kötü haberi, çocuğunun kalbinin delik olduğunu öğrendiğindeyse filmin tonu bir anda değişiveriyor. Gözünü para hırsı bürümüş ailede baba dahil hiç kimse Osman'ı önemsemeyince Meryem, savaşını tek başına vermek zorunda kalıyor.

Fabrikada çalışan kadına kötü gözle bakılan bir ortamı anlatıyor bu film. Ne ilginç, yıllar sonra İstanbul, Tekirdağ gibi bölgelere Yozgat, Tokat gibi Orta Anadolu kentlerinden göç eden aileler kadın kız demeden hep beraber fabrikalarda çalışıp ekmek parası kazanmanın savaşını veriyorlar. Gelin'e bugünden baktığımızda en azından o kör, kara cahilliğin bir nebze olsun azaldığını görüyoruz bugünün Türkiye'sinde.

Ömer Lütfi Akad, film için koyu bakır tonundan renkler tuturuyor. Özgün müzik eksikliğine rağmen dramatizmi Kahraman Kıral ve Hülya Koçyiğit'in yüz ifadelerinde yakalıyor. Tempoyu Aliye Rona ve Ali Şen'in olaylara bakış açılarındaki değişmez kaba tututmla yakalayıp finalde kamerasını Osman'a yönlendiriyor ve muhteşem bir "kurban" metaforuyla finalini süslüyor. Filmin son repliği olarak Veli'nin, fabrikada çalışmaya başlayan karısına söylediği "fabrikada bana da yer var mıdır" sözüyle bitirerek de aydınlanmanın uğruna ağır bedeller ödense de mutlaka yaşanabileceğini hatırlatıyor. Kahraman Kıral bu filmde kalp sorunundan dolayı sürekli havale geçiren çocuğu adeta yaşayarak canlandırınca ortaya dört başı mamur bir göç filmi çıkıyor. Cüneyt Arkın'ın da ilk filmi olan Halit Refiğ yapımı Gurbet Kuşları'yla beraber sinema tarihimizin belki de en büyük göç temalı filmi olan Gelin'i özellikle de Lütfi Akad sinemasını doğru anlayabilmek için mutlaka izlenmeli. Malum, sinema tarihimizde "büyük" film sayısı çok az çünkü.

İlginç Bilgi: Kahraman Kıral'ın kısa filmografisinde üç filmde hasta çocuk rolüne girdiğini görüyoruz. Canım Kardeşim'de kanser, Oğul'da kuduz olan Kıral bu kez Gelin'de kalbi delik bir çocuğu canlandırıyor. Bu üç film arasında kronolojik olarak, çekilen ilk filmin 1 ay farkla Canım Kardeşim olduğunu belirtelim.

2 yorum:

Osman Turan dedi ki...

Türk Sineması önemli bir değerini kaybetti. Allah rahmet eylesin...

Kahrama Kıral deyince aklımıza hep o hasta, hüzünlü çocuk geliyor, ki en büyük rolü Canım Kardeşim iledir. Aslında kendisi, "duyguları sömür, seyirciyi ağlat, paraları indir" anlayışının yansımalarındandır. (Sultan filminde Adile Naşit'in filmin acıklı olmasına sevinip "desene çok ağlayacağız" dediği sahne buna (dönemin anlayışına) örnektir.) Ancak bu anlayışın hakim olduğu pazarda, üstelik yapımcı-yönetmen çocuklarının oynatıldığı bir ortamdan sıyrılıp başarılı olmuştur.

Sinematürk'e göre sadece 1972-76 arasında 14 filmle sinemamızda yer almış ama unutulmazlar arasına girmiş. Dediğim gibi kendisini hep hüzünlü yüzüyle hatırlarız ama Şaşkın Damat'ta Apti'nin (K.Sunal) sınıf/yatakhane arkadaşı rolünde de iyi bir performansı vardı. Keşke komediye doğru evrilip ya da acıklı rollerden sıyrılıp sinemaya devam etseydi. (8 yaşında başlamış,12 yaşında bırakmış :))

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Kendisi şu anda mobilya sektöründe başarılı bir iş adamı. Zaten blogda bugünkü haliyle fotoğrafı da var. Benim en sevdiğim çocuk oyuncudur. Sevgili Dayım filminde de Tarık Akan ve Süleyman Turan'la çok iyi bir ekip olmuştu.