Yönetmen: John Frankenheimer
Oyuncular: Frank Sinatra, Laurence Harvey
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-Yardımcı aktrist (Angela Lansbury) ve kurgu dallarında 2 Oscar adaylığı
-Yönetmenler Birliği en iyi yönetmen adayı
-Yardımcı aktrist dalında Altın Küre ödülü ve yönetmen dalında adaylık
IMDB Puanı: 8,2/10
Estar Abi Puanları:
-Frank Sinatra: 8
-Angela Lansbury: 9
-John Frankenheimer: 7
-Ferris Webster (kurgu): 9
Genel Puan: 8/10
Soğuk Savaş döneminde anti-komünizm filmleri genelde b filmleri dediğimiz kuşak içinde yer alır ve çoğu da bilimkurgu filmleri olarak tasarlanırdı. Genelde dünyayı ele geçiren uzaylılar metaforuyla ABD'yi ele geçirmesi muhtemel "yabancı"lar ve elbette ki Amerikan yaşam tarzını ve düşünce sistemini kökten değiştirecek Kominizm "bela"sı işlenirdi. Casuslara Karşı, tam anlamıyla bir anti-komünizm filmi değil, film boyunca özdeşleşme yaşadığımız kişilerin arasında kominüzme pek de soğuk bakmayan insanlar da var. Öte yandan senaryonun izleyicinin nefretini ele geçirmeyi planladığı en önemli karakterler de anti-komünistler. Ama filmin ana teması komünistlerin Kore'de Amerikan askerlerinin beyinlerini yıkamaları sonucu gelişen olası felaketler olunca filmin dengesi de sağa doğru kayıyor ister istemez.
60'lı yıllarda senaryo sıkıntısı çekilen bir dönemde Casuslara Karşı, hayli ilginç bir başarı elde ediliyor. Sinemanın tamamen epik yapımlarla müzikaller arasında paylaşıldığı ve In the Heat of the Night/Gecenin Sıcağında filmindeki ırkçılık temasına kadar hep bu şekilde işlediği bir ortamda Casuslara Karşı çok farklı bir yerde duruyor. Sinatra gibi Janet Leigh gibi yıldızların yanısıra Angela Lansbury, Laurence Harvey gibi oyunculuk yeteneği üst düzey olan ama parlayamamış isimleri de bünyesinde barındıran film, Kore'de komünist askeri doktorlar tarafından beyni yıkanmış bir takım askeri konu alıyor. Bu askerlerin arasında bir suikastçi olarak yetiştirilen ise komünist orduya en çok kayıp verdiren komutanlardan biri arasından seçiliyor. Amerika'ya geri gönderilen askerler arasında uyanmalar yaşandıkça durumun vehameti daha iyi ortaya konuyor.
Filmin iki zirvesi var. Biri müthiş bir kurgu örneği olan beyin yıkamanın sonuçlarını izlediğimiz Kore'deki sahne. Bu sahnede askerlerin gördüğü yaşlıca kadınlarla komünist asker ve doktorların sürekli yer değiştirdiği sahne klasik sinema dilinin cevherlerini taşıyor. Diğer zirve anıysa şüphesiz final sahnesi. Daha sonra Alan J. Pakula'nın da benzerlerini kullanacağı son suikast sahnesi Hitchcock tarzı açılar ve sürprizlerle çekilmiş. Francis Ford Coppola'nın The Godfather Part 3/Baba 3'ün finalinde oluşturduğu atmosferin de izlerini taşıyor Casuslara Karşı'nın finali.
Öte yandan filmde tuhaf mantık hataları da var. Acaba sadece ben mi anlayamadım ya da bir konsantrasyon kaybı mı yaşadım o an diye başka sinema sitelerinde ya da interaktif sözlüklerde yazılan yorumları okudum ve trende Janet Leigh ile Frank Sinatra'nın sohbet ettiği sahnedeki anlamsız diyaloglara şaşıranın sadece ben olmadığımı gördüm. Birbirlerine durduk yere "sen Arap mısın?", "hayır sen Arap mısın?" gibi sorular soran ve bazı kelimeleri ilginç bir şekilde tekrarlayan çiftin diyalogları ister istemez Janet Leigh'in oynadığı karakterin de komünist ajan olduğu düşüncesini aklıma getirse de filmin sonunda bu karakterin gizemini çözmeden havada bırakıyor senaryo. Ya da bu durum ben ve birkaç kişinin daha evhamı gibi duruyor.
Filmin bir başka ilgi çekici özelliği ise tehlikeli anne figürü. Sinemada sıklıkla karşımıza çıkan ve daha çok Alfred Hitchcock filmlerini süsleyen bu figür Casuslara Karşı filminde kendi zirvesini yapıyor. Tabii bunda karakterin doğru şekillendirilmesi kadar Angela Lansbury'nin de başarısı var. Casuslara Karşı'nın 2004 yapımı Denzel Washington ve Liev Schreiber'lı yeniden çevriminin de başarısız olduğunu ekleyelim.
İlginç Bilgi: Filmde kullanılan uçak, Frank Sinatra'nın kendi koleksiyonundan. O yıllarda Sinatra'nın ABD'nin İbrahim Tatlıses'i gibi bir konumda olduğunu hatırlatalım.


0 yorum:
Yorum Gönder