3 Eylül 2011 Cumartesi

YEOPGIJEOGIN GEUNYEO/HIRÇIN SEVGİLİM (2001)

Yönetmen: Jae-young Kwak
Oyuncular: Tae-hyun Cha, Gianna Jun
Önemli ödül ve adaylıklar:
-Japon Akademi Ödülleri en iyi yabancı film adayı
-Hong Kong Film Ödülleri en iyi Asya filmi
IMDB Puanı: 8,2/10
Estar Abi Puanları:
-Jae-young Kwak: 9
-Tae-hyun Cha: 10
-Gianna Jun: 9
Genel Puan: 9/10

İlk kez izlediğim bir filmi yeniden izlemem için üzerinden en az 6 ay geçmesi gerekir ve kolay kolay bu kuralımdan vazgeçmem. Ama Hırçın Sevgilim'i daha 10 gün önce ilk kez izlemişken, bu gece bu kez eşimle beraber yeniden ve keyifle izledim. Hatta Güney Koreli beşizler gibi bazı detayları bu izleyişimde farkettim. Şuna da eminim ki bu filmi 10 gün sonra izlesem yine keyifle izlerim ve yine bir dakika bile sıkılmam. Bu duyguyu bana yaşatabilen son film seneler evvel Sliding Doors/Rastlantının Böylesi olmuş ve hatta en sevdiğim ilk 10 film arasına, bir daha çıkmamacasına girmişti. Hırçın Sevgilim, en sevdiğim ilk 10 film arasına giremedi ama, şüphesiz, benim için çok özel bir film oldu.

Her şeyden önce bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiri gibi bu film. Türlü sevimlilikle bir şekilde komik olabilen ama içinde derin bir yara taşıyan bir Oğuzcan şiiri gibi. Bunu ikinci izleyişimde farkettim ve bu filmi çok sevmemin asıl sebebinin de bu olduğunu farkettim. Bir defa üniversite çağını yaşayan her gencin kendinde bir şey bulabileceği bir film bu. Benim gibi, çoluk çocuğa olmasa da tek bir çocuğa karışmış, yaşı geçmişlerin ise derin bir nostalji hissiyle seyredebileceği bir film.

Bir defa, film kendini hiç ağırdan satmıyor. Yukarıda bahsettiğim o derin yarayı, ciddiyetle değil aralara sıkıştırırarak, izleyiciyi yormadan veriyor. İzlenilen şeyin en nihayetinde 2 saat 15 dakikayı hoşlukla geçirtecek bir film olduğunun farkına vardırıyor seyirciye. Ama yine de bir iki kırıntı kalsın isteniyor belleklerimizde. Gülmekten kırıp geçiren bir sahne, belki bir bakış, belki de bir yüz.

Tesadüflerin hayatımızdaki yerini ele alan çok film var. En sevdiğim de zaten yukarıda belirttiğim Sliding Doors. Ama Hırçın Sevgilim, bu temayı çok farklı bir açıdan ele alıyor. Gerçek bir hikaye olduğunu bilmesek (belki de değildir, belki de The Blair Witch Project/Blair Cadısı'nda olduğu gibi sahte bir gerçeklik vardır bilemem) böyle bir öykünün kimsenin başına gelemeyeceğini düşünürüz. Ama yönetmen ana hikayeye de sırtını yaslayarak sürekli bir tesadüfler bombardımanına tutuyor bizi. Lunaparktaki askerle, filmde adı geçmeyen kızın doğum günlerinin aynı olmasına kadar bir dolu tesadüf. Başlarda bir Hitchcock filmindeki kadar gerçek olabilecek gerçek bir hikaye izlediğimizi varsayıyoruz ama filmin sonunda tesadüflere neden bu kadar çok yüklenildiğini anlıyoruz. Film, öncülleri ve etkiledikleri gibi bir kader hikayesi en nihayetinde.

Toplam 5 yıllık bir sürede geçen sevgiliyken kavuşamama hikayesi Hırçın Sevgilim. Adı üzerinde hırçın mı hırçın ama bir o kadar da sevimli bir kızla, aklı beş karış havada, aynı sevimlilikte bir erkeğin bol tokatlı, az öpücüklü hikayesi. Hangi bol tokatlı az öpücüklü hikaye bu kadar romantik olabilir ki? Kyun-woo'nun karşı dağa çıkıp sesini kıza duyurması gibi bu film de. Aslında bütün bir film boyunca bağırıyor Kyun-woo o tepelerden. Ama duymak istemeyen kadar kimse sağır olamaz dercesine kız, içinde biriktirdiği tüm yaraları sarması gerektiği kadar duyuyor onu. Birini unutabilmek için sevdiğimiz insanların bize farkında olmadan çektirdiklerini okuyoruz sürekli kızın gözlerinden. Nihayetinde "sana vurduğunda acımış gibi yap, acırsa da acımamış gibi yap", "birkaç kez hapse girmeyi göze al", "gökyüzü ben öyle istediğim için mavi, ateş ben istediğim için sıcak" ve "kader, sevgili için tesadüflerden kurulu bir köprüdür" gibi cümleler de bize kalıyor.

Güney Kore sinemasıyla daha şu 2 ay içinde tanışıyorum bir-iki örneğin haricinde. O yüzden kim kimdir, evvelce ne iş yapmıştır bilemem ama şunu söyleyebilirim ki Tae-hyun Cha'nın oynadığı her filmi izleyebilirim. Kyun-woo'yu bu kadar sevimli, tabiri caizse şebek gibi oynayabilecek başka bir oyuncu yokmuş gibi geliyor bana. Sürekli trenlerde, metrolarda geçen hikayede bir o yana bir bu yana savrulurken, annesi, kızın babası ve hatta bizzat sevgilisi bile bolca hırpalıyor onu da yine de yılmıyor ve Cha, karakterinin bu dengesini büyük ölçüde yüzüyle oluşturabiliyor. Filmin en komik sahnesi olan sağ ayak-sol ayak oyununda sevgilisinin alnına şaplatacağı parmağını hazırlarken suratına getirdiği ifade bile ondaki doğuştan yeteneği gösteriyor. Gianna Jun da şimdiye kadar Güney Kore filmleri içinde gördüğüm en güzel kız. Aslen bir manken olan Jun'un öyle belli ki oyunculuğa da büyük bir yeteneği var. Gerçi her Koreli'de bu yeteneğin var olduğuna inanmaya başladım ben ama neyse. Jun'un özellikle ağlaması gereken sahnelerde bunu nasıl becerebildiğine dikkat! Yalnızca suratının kıvrımlarının hareketlerinden bile metod usülü çalıştığı belli oluyor. Son olarak filmdeki UFO'ya dikkat diyerek rom-comlardan mümkün mertebe uzak duran beni bile bu kadar etkilemiş bu filmi herkese tavsiye ediyorum, belki sizin de geleceğinizden birisini bir ağaç dibinde görürsünüz de film aklınıza geliverir. Bir de hiç izlemeden berbat bir film olduğunu tahmin ettiğim Amerikan versiyonu My Sassy Girl'den uzak durun derim tecrübelerime dayanarak.

Ve nihayet Johann Pachelbel'in Cannon in D.'si... İlk kez bu filmle keşfettim ve o gün bugündür sürekli dinliyorum. Bir yandan da kendime kızıyorum bugüne kadar neden keşfetmedin diye. Duyduğum en romantik, en muhteşem melodilerden biri bu. Yine bir güzellik yapıp hem yaylılar için hazırlanmış versiyonunu hem de filmde de kullanılan piyanoyla hazırlanmış George Winston versiyonunu size hediye ediyorum. Klasik müzikle aranız hiç iyi olmasa bile mutlaka dinleyin. Seveceksiniz. Buradan indirebilirsiniz.

İlginç Bilgi: Film gerçekte yaşanmış bir hikayeyi anlatıyor. Ama final gerçek hikayenin tam tersi. Nasıl olduğunu spoiler olacağı için yazmayım, en iyisi seyredip öğrenmek.

4 yorum:

McKahveci dedi ki...

İki yıl önce bir arkadaşımın tavsiyesiyle izlediğim ilk Kore filmi ve en sevdiğim filmdir My Sassy Girl. Defalarca izledim, birçok arkadaşıma tavsiye ettim ve bu filmi beğenmeyeni görmedim, çoğu arkadaşım da bu filmi izledikten sonra Kore Sineması hayranı oldu.

Zamanla Tae-hyun Cha ve Gianna Jun'un rol aldıkları tüm filmleri izledim, hepsi de kaliteli filmler (Gianna Jun'un oynadığı Blood: The Last Vampire (2009) hariç). ikisi de çok başarılı oyuncular. İlk göz ağrım olmasından mı bilmiyorum ama My Sassy Girl'ün yeri apayrıdır bende. Bu filmle ilgili yorumları okumayı da seviyorum, incelemeyi keyifle okudum, teşekkürler.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Böyle Lolipop gibi Jelibon gibi film. Sevilmemesi çok zor.:))

Osman Turan dedi ki...

Film gerçekten farklı bir yerde duruyor. Kore sinemasının tam anlamıyla dünyaya açıldığı bir film bu. Yalnız şunu söyleyeyim, sakın ola ki bunun Hollywood versiyonunu izlemeyin. Rezalet, filmin resmen ırzına geçmişler. Elisha Cuthbert'in hatırına bile izlenmez.

Oyunculara gelince, bir ara uzakdoğu sinemasına sarmıştım, başroldeki Tae-hyun Cha'yı izliyordum. Kendisi favori aktörlerimdendir. Kendisini Ba:Bo, Kwasok Scandle (Speed Scandal) filmlerinde de izlemenizi öneririm.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Yazıda da belirtmiştim. Genelde bu filmlerin Hollywood re-makeleri berbat oluyor. Mesela Lake House da G. Kore yapımı bir filmin re-make'iymiş. O da çok kötü bir filmdi. Sandra Bullock'a rağmen:))

G.Kore sineması ve oyuncuları konusunda yeni yeni adımlar atıyorum. Her türlü öneriye açık olduğumdan bahsettiğiniz filmleri eğer bulursam mutlaka izlerim.