Yönetmen: Stephen Daldry
Oyuncular: Kate Winslet, Ralph Fiennes, David Kross
Önemli ödül ve adaylıklar:
-En iyi aktrist Oscar ödülü ve film, yönetmen kategorileri dahil 4 adaylık
-En iyi aktrist BAFTA ödülü ve film, yönetmen kategorileri dahil 4 adaylık
-Kate Winslet'a, Chicago Film Eleştirmenleri, Avrupa Film Ödülleri, Las Vegas F.E, Londra F.E., San Diego F.E., Aktörler Birliği, Vancouver F.E. tarafından verilen en iyi aktrist ödülleri
-En iyi aktrist Altın Küre ödülü ve film, yönetmen dahil 3 dalda adaylık
IMDB Puanı: 7,7/10
Estar Abi Puanları:
-Kate Winslet: 10
-Stephen Daldry: 9
-Ralph Fiennes: 8
-David Kross: 8
Genel Puan: 8/10
Bir "masum değiliz hiçbirimiz" filmi The Reader. Bir Nazi gardiyanı kadar bile suçlu olabileceğinizi gösteren, çocukluk aşkıyla ve yaşlılık çocukluğuyla dolu hüzünbaz bir hikaye. 2008'de Oscar adayı olduğunda dikkatimi çeken ve daha ilk izleyişte beni vuran bir filmdi. Benim için Slumdog Millionaire/Milyoner'e giden Oscar'ın asıl sahibiydi.
SPOILER---------------------------------------
Film, geçmişin insanın üzerindeki yüke suçluluk psikolojisi üzerinden bakış atıyor. Bir yandan da "utanma" hissini bir özre dönüştürüyor ve okuma-yazma bilmediğini ifşa etmekten utandığı için 20 yıl hapiste yatmayı göze alan bir Nazi eskisi kadınla onun okuma-yazma bilmediğinin farkında olan tek kişinin, 16 yaşındaki Michael'ın kendinden 15 yaş büyük olan bir kadınla beraber olduğunu ifşa etmekten utandığı için kadının 20 yıla çarptırılmasına gözyumması büyük pişmanlıkların temeli oluyor.
Çocukluk aşkını şiddetli yaşayan, hele ki filmde olduğu gibi kendinden yaşça büyük bir kadınla cinselliği ve dolu bir aşkı yaşamış her erkeğin ileriki yaşamı bu aşkın etkileriyle doludur her zaman. Filmde olduğu gibi, unutmak için evlilikler yapan, mutlaka boşanan ve hiçbir zaman mutlu olamayan bir erkek ordusu var dünyada. Michael Berg böyle bir adam. Üstelik ilk aşkını sıradışı yaşamış. Kitap okuma karşılığında seks yaptığı kadından aldığı etki yüzünden yaşıtı olan güzel Sophia'yı bile reddetmiş. Ailesine hiç yalan söylemediği bizzat ailesi tarafından dile getirilmesine rağmen yalanlar söylemeye başlamış. Her şey 33 yaşındaki bilet görevlisi Hanna Schmitz için.
Hanna'nın ise tek istediği kendisine birilerinin bir şeyler okuması. Başlarda sadece bu ihtiyacını gidermek için Michael'la beraber olmasına rağmen, onun okuduğu romanlarda kendini bulan Hanna, her zaman Michael'ın bir çocuk olduğunun bilincinde. Romanlardaki dünyaya kapılarak belki de eski suçlarını unutabiliyor. Ne zaman ki masabaşı bir işe terfi ediyor, işte o zaman çekip gidiyor. Okuma-yazma gerektiren bir işe başlamak, en büyük utancını ifşa etmek demek. Michael'ı da geride bırakıp gidebiliyor.
Michael, neredeyse pedofili denebilecek bir aşkı yaşadığını kimseye söyleyemediğinden Hanna'nın mahkemesinde sessiz kalıyor ve böylece en az Hanna'nın Yahudi kadınlarını yanan bir kilisede tutmak kadar büyük suçuna iştirak etmiş oluyor.
Zaten film, çarpıcı edebi yanını bundan sonrasında alıyor. Tüm pişmanlığının cezasını fazlasıyla çekmiş olan Hanna ile suçluluk ve unutulmaz aşk hisleri arasında gidip gelen Michael için roller değişiyor ve ilgi gösterenle ilgi gösterilmesi gereken karakterler tersine dönüyor. Kate Winslet'ın insanın içine işleyen, kalbine dokunan yaşlı Hanna performansının getirdiği masumiyetle her yanından pişmanlık akan Michael'ı dengeli bir anlatımda sırayla izliyoruz.
Filmin zirvesi ise Michael'ın Amerika'da yangından kurtulan kadının evindeki sahne. Bu sahnede kamera bile sabitlenip Ralph Fiennes'ın devleştiği nedamet performansına takılıyor. Gözlerindeki akmaya müsait yaşlarla Hanna'dan daha fazla affedilmeyi arayan Michael, masumiyeti hiçbir zaman yakalayamayacğını anlıyor. Aynı şekilde affetme erdemini geçmişinden dolayı yakalayamayan ve bunun bilincinde olduğu için acısı katlanan kadının dökül(e)meyen gözyaşları da final sahnesine son noktayı koyuyor.
SPOILER----------------------------
Bernhard Schlink'in Der Vorleser adlı romanından uyarlanan film, Yahudi yapımcılar Weinstein Kardeşler'in başarısı için çok uğraştığı bir eser olmuştu. Efsanevi yönetmen Sydney Pollack ve genç neslin başarılı yönetmeni Anthony Minghella'nın yapımcılığını üstlenmesi filmin başarı çıtasını daha da yükseltecekti ama her iki isim de film tamamlanmadan ölünce bir şeyler eksik kaldı. Zaten film de bu iki ismin anısına adandı.
Filmin çekimleri esnasında 18'ini doldurmasına birkaç ay kalan David Kross'un seks sahneleri için yaşını doldurmasını bekleyen çekim ekibi, Nicole Kidman'ın yerine Revolutionary Road/Hayallerin Peşinde filmindeki sahnelerinin çekimini bitiren Kate Winslet'ın gelmesiyle işe koyulmuştu. Amerikalıların altyazılı film izlemeyi sevmemesi yüzünden İngilizce çekilmek zorunda kalan filmin en büyük handikapı da bu dil sorunuydu. Her ikisi de İngiliz olan ana oyuncuların Amerikan İngilizce'sinden bile uzak Alman aksanı vurgusu dahi olmadan konuşması filmin gerçekçilik düzeyine zarar vermişti. Schindler's List/Schindler'in Listesi de bu şekilde çekilmişti ama orada Almanca'ya vurgulu bir İngilizce konuşuluyordu ve bu dezavantajı biraz olsun siliyordu.
Filmin bir başka önemli noktası da geçen yüzyılın ikinci yarısının her on yılını ayrı ayrı resmetmesi ve bir dönem filmi haline gelmesiydi. The Reader bu açıdan çok başarılı. Özellikle 80'li yılların Almanya'sıyla 40'lı yılların Almanya'sı arasındaki farklarda çok titiz davranılmıştı. Kate Winslet'ın yaşlı hallerinde makyaj biraz ölçüsüz olsa da yine de başarılıydı.
Teknik olarak da iyi bir film The Reader. Dönem filmlerinin genel dokusuna çok uygun olan ve sık tercih edilen bakır rengini, anlatıyla paralel bir temoda işleyen mükemmel bir görüntü yönetimi anlayışına sahip en başta. Geçmişle gelecek arasında mekik dokuyan kurgu anlayışı sayesinde Michael'ın orta yaş hallerini ve duygularını çocukluğuyla beraber işleyerek de doğru bir iş yapılmış. The Reader dört başı mamur bir film değil ama şüphesiz çok etkileyici. Bir sırrı ne kadar saklayabilirsiniz ana sorusuyla gelen film, mahkemede karar açıklandığında bizi şoke ettiğinde çoktan klasik halini almıştı.
İlginç Bilgi: Tarık Karam ve Ahmet Tan adlı iki Türk filmin teknik ekibinde çalışmışlar. Filmin sonundaki bitiş kredilerini izlemenin güzelliği oldu benim için bu bilgi.


0 yorum:
Yorum Gönder