12 Temmuz 2011 Salı

METİN BAYRAK'IN KALEMİNDEN: LAKPOŞTA HAM PARVAZ MİKONAND/KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR (2004)

Estar Abi'den ön not: Bu yazı, hayatında çok şeyi bu filmle değiştirdiğini söyleyen mesai arkadaşım, meslektaşım sevgili dostum Metin Bayrak tarafından kaleme alınmıştır. Kendisinin sinemaya olan merakının kat be kat arttığı şu günlerdeki başlangıç heyecanını takip etmenin keyfini yaşadığımı belirtmek isterim.


Düşlerden Gerçeğe Uyanmak


Agrin... Agrin... Agrin... Kimsenin konuşmaya hakkı kalmıyor bu haykırışlardan sonra. Çünkü ne kadar bihaber olduğumuzu gözümüze soka soka gösteriyor Bahman Ghobadi. Filmin sonuna gelirken tekrar gerçek yaşamıma mı döneceğimi yoksa bir düşte mi yaşamaya devam edeceğimi soruyordum kendime. Ya da soruyor bunu yönetmen. Bak diyor bilmediğiniz neler var bu bulutların üstünde. Birazdan damlalar birer birer düşecek yüzünüze. Sizin gözyaşlarınız olacak sonra. Oradan yüreğinize inecek ve aslında şimdiye kadar yaşadıklarınızın birer düşten ibaret olduğunu anımsatacak size. Gerçek hep binmekten korktuğumuz bu bulutların üstünde işte. Agrin daha fazla kalamadı kendi siyah bulutlarının üstünde. Küçük annemiz sırtında utancıyla birlikte kafasını gizlemişti kabuğuna. Bir kuş olup uçmak istemişti başka bulutlara. Ama hikayeyi yanlış anlatmışlardı annemize. O da biliyordu ki kaplumbağalar da uçamaz. Hikayede ağzında küçük dal parçasıyla bulutlara ilerleyen kaplumbağamız heyecandan bağırıp ağzını açıvermişti ve sonrası düştüğü gölde sonsuza kadar bir yaşam…

Filmde vahşice saldıran yüzleri görmek öldürüyor insanı. Bizim küçük annemizi önce sahipsiz bırakıyorlar ardından o düştüğü gölde utancını teslim ediyorlar. Böylece Agrin o utancını sırtına alıyor artık, kabuğu oluyor Agrin’in. Utancından ne kadar kopmak istese de biliyor ki kendisi de düşecek bulutların üstünden. Öyle de oluyor zaten. Bu sırada filmde kıyametler kopuyor sanki, Hossein Alizadeh İsrafil meleği olup karşımıza çıkıyor. Mayınlar biriktiriyor yüreğimizde. Artık yüreğinin sesi hep burada atacak diyor ama tekrar düşlerine geri dönersen biliyorsun ki sende öleceksin. Film akıp giderken kendine yüzlerce soru sorduğunun farkına varıyorsun. Fakat öyle bir ikilem yaratıyor ki yönetmen avaz avaz şunu düşün diyor; acaba Agrin mi yıllardır utancıyla kafasını gizlemiş kabuğuna yoksa sen mi yıllardır gerçeklerden uzak kalmışsın kabuğunda.

Kimsenin kendi kaderini çizemediği mülteci kampında o kadar derin yaşamlar olmasına rağmen Bahman Ghobadi bütün yalınlığıyla gözlerimizin önüne seriyor. Yaşamları esaret altına alınmış ve kayıp bir nesil oluşturan çocukların yaşadıkları aklın çok ötesinde kalıyor. Agrin’in gözleri görmeyen o utancının izleri Halepçe’ye kadar uzanıyor. Yetim bırakıldığı yetmemiş gibi bir de yetim taşımak zorunda bırakılmış. Acaba her şey bir kurgudan mı ibaret diye sormak geliyor içinden insanın. Ancak filmdeki bütün çocukların amatör olduğunu öğrenince bundan daha kötüsü olamayacağını anlıyorsunuz ve o sırada yüzlerce mayın patlıyor içinizde.

Film boyunca Agrin’i bir kez bile gülerken ya da en azından tebessüm ederken göremiyoruz ya da Agrin’in utanç yüklü kabuğunu ya da kollarını mayınlara armağan etmiş abisini... Bir kez dahi olsa gülümseyişlerini göremiyoruz. Bulutlar zehirle yüklenip üzerlerine düştüğünden beri yüzlerinde gülücükler gebe kalmaz olmuş.

Kaplumbağalar da Uçar filmini izledikten sonra başka bir sinema filmini izlemek gelmiyor insanın içimden. Hele ki bir komedi filmini bir daha nasıl izleyeceğimi düşünmeye başladım. Birileri intihar kokulu bulutlardan düşerken nasıl gülünebilinir ki ve daha kötüsü başka Agrin’ler var dünyada. Son kez geriye dönüp bakan. Mavi yazlıklarını bulutların üstünde bırakan ve bulutlardan düşen yüzlerce Agrin var!

3 yorum:

Baran Doğan dedi ki...

Arkadaş, "A Time for Drunken Horses" filmini de izleyip bir yazı yazabilir mi acaba?

p.vlasov dedi ki...

Bahsettiğiniz "A Time for Drunken Horses" filmini izleyeli baya oldu ve ''Turtles Can Fly'' kadar etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim,onunla ilgili herhangi bir yazı yazmamıştım,eğer yazarsam Muhammed Hoca'nın blog sayfasında yayınlanmasını isterim..

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Yazıldığı takdirde yayınlanacaktır memnuniyetle:)