11 Temmuz 2011 Pazartesi

AVRUPA'DA TUTACAK TAKIM ARIYORUM

Malum, Türk futbolunun içine edildi. Tam da eve Digitürk aldık, artık her maçı takip ederiz, bolca coşkusunu yaşarız derken elbirliğiyle futbolla halvet olundu. Bunun faili olarak bir hafta önce başta Aziz Yıldırım olmak üzere Fenerbahçe yöneticileri ve eski federasyon yönetimini suçlu görüyordum. Bugün Kulüpler Birliği'nin aldığı "yekpareyiz" kararından sonra anlaşıldı ki kulüp yöneticileri için bu işin tek amacı şirketlerini batırmamak. Evet, bizler futbolu gönül verdiğimiz renklerin sahadaki kazanımları olarak görürken işin içindeki a'dan z'ye herkesin derdi "yalnızca" paraymış. Yalnızca diyorum çünki elbette kulüpler para kazanmak için de kurulur ama bütün amaç bu olmamalıdır. Tuttuğum takım olan Beşiktaş'ın yöneticisinin de, bütün bir yıl "ama onlar parayla şampiyon oluyorlar" diye feryat eden Trabzonspor yöneticisinin de her daim bir duruş sergilediğine inanılan ve güvenilen Galatasaray yöneticisinin de hep biz küçüğüz diye hakkımız yeniliyor diyen Anadolu kulüpleri yöneticilerinin de tek derdi "hepimiz bu çarkın içindeyiz, birimiz yanarsa hepimiz yanarız"mış meğerse.

TFF'nin kararı da ayrı bir komedi. Tam bir çok uçlu değnek. Verdiği karar doğru olsa bile vermediği karar yanlıştır. Elde hukuken kesinleşmiş bir delil olmaksızın Fenerbahçe ve soruşturmadaki ilgili takımları küme düşürmek hakkaniyetsizlik olacaktı. Ama hiçbir şey olmamış gibi devam etmek de büyük bir hata. Çoğunluk tarafından dillendirilen lig biraz daha ertelensin isteği de UEFA'ya uymuyor. Şahsen TFF başkanının yerinde olmak istemezdim. Çünkü ne karar verirse versin mutlaka yanlış bir tarafı olacaktı. Ben olsaydım önümüzdeki sezonun soruşturma sona erene kadar başlatılmamasını ve Avrupa'ya hiçbir takım göndermeme kararını verirdim. Tabii bu kararın FIFA ve UEFA gibi bağlayıcı kurumlardaki karşılığı nedir onu bilmeden söylüyorum. Bu noktada TFF ile tam ters bir düşüncede durduğumu kabul etmeliyim.

Her neyse, o haklıydı bu haklıydı bu işler çok karıştı. Bugün Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve diğerleri şike-teşvik şaibelerine hiç girmemiş olsalar bile Kulüpler Birliği'nde takındıkları tavırla birlikte şikeye prim tanımış oldular. Şu dakikadan sonra savcılık "temiz kağıdı" verse de bu takımlara ben gibi taraftarlarının inancı baltalanmış oldu bile. Dolayısıyla önümüzdeki sezonun benim için tadı tuzu kalmadı. Bu TFF, Fenerbahçe'yi Kulüpler Birliği'nin gösterdiği birlik tavrı sabit kalsa bile kümü düşürseydi bile aynı kalacaktı. Tabii bu Beşiktaş'ı artık tutmuyorum anlamına gelmiyor. Türkiye Süper Ligi'ni takip etmekten uzak duracağım anlamına geliyor.

Tüm bunların ışığında şu pislik temizlenene kadar Türk futbolunu ve maçları takip etmek istemiyorum. İşin kötü yanı Avrupa'da tuttuğum bir takım yok. 90 Dünya Kupası benim futbolla ilk ilgilenmeme sebep olan turnuvadır. İtalya'nın başarısı ve bende heyecan yaratan futbolundan dolayı da Avrupa'da ilk tuttuğum takım Juventus oldu. 2000'lerde bu kulübün şike yaptığı tescillenince Juventus'u tutmayı bırakıp Liverpool'a geçtim. Malum, Liverpool bize 8 atınca bu takımı desteklemek de pek içimden gelmemeye başladı. Juventus yönetimi baştan sona değişip de kulüp püripak hale geldiğinde yine Juventus'u takip etmeye başladım ama o eski lekelerden dolayı bu takip de hoşnutsuzlukla sonuçlandı. Bu yüzden bu yıl futbol keyfimi baltalamayacak biçimde yeni bir takımı tutmaya karar verdim.

Bu takım Barcelona olmayacak, o kesin. Ben robot gibi takım sevmem. Arada yenilen, berabere kalan, zorlanan takımlara alıştık. Kadrosunda Aurelio, Tabata, Ekrem gibi saç baş yolduracak kazmalıkta futbolcular da olmalı. Kola içerken bir anda şampanyaya geçilemiyor. Real Madrid ve Chelsea ilk adaylarım. Önerilerinize açığım.

Bu arada yukarıdaki fotoğraf neyin nesi diyebilirsiniz. O, Türk futbol seyircisi olarak hangi kulübü desteklersek destekleyelim şu an tuttuğumuz takımın fotoğrafıdır. Acı ama gerçek!

0 yorum: