Mayıs 2011-Sinesar yazımdır.
Kimilerine göre yaşayan en büyük sinema oyuncusu, kimilerine göreyse gelmiş geçmiş en iyi aktör. Kimileri, Jack Nicholson ve Al Pacino’yla beraber onu mutlaka ilk 3’üne alır, kimileriyse hayat gözlerini yuman Marlon Brando, James Stewart gibi büyük isimleri de dahil ederek bir şekilde ilk 5’ine. Ama hiç kimse Robert De Niro’ya kayıtsız kalamaz. Büyük oyunculuk dehası bir şekilde herkesi memnun bırakmıştır. Aynı biçimde benim de ilk 3’ümde Al Pacino ve Marlon Brando’dan sonra yer alan bu efsanenin en iyi 10 performansını inceleyelim bu ay.
1-Jake La Motta – Raging Bull/Kızgın Boğa (1980-Martin Scorsese)
Bir role hazırlanmak için 20 kilo almak, üstelik aynı filmde aynı karakterin gençliğini de oynayacağı için o aldığı 20 kiloyu yeniden verip çekimlere devam etmek… Bir boksörü oynayacağı için gerçek boks maçlarına çıkmak, hatta bir-ikisini kazanmak. Robert De Niro metod oyunculuk sistemine nasıl gönülden bağlı kaldığını en çok bu filmdeki performansıyla gösteriyor. Oynayacağı karakteri, canlandırmak yerine onun ruh halini özümseyebilmek adına yapmadığı kalmıyor ustanın. Dustin Hoffman, Montgomery Clift, Marlon Brando gibi öncüllerinin yaptıklarını bir adım öteye götürüp sağlığını bile tehlikeye atıyor bu uğurda. Sonuç olarak da Martin Scorsese’nin en başarılı filmlerinden birinde özverisi sonucu ilk kez aktör kategorisinde olmak üzere ikinci kez Oscar kazanıyor. Özellikle filmin ikinci yarısında düşmüş boksör eskisi halleriyle ilk yarıda çileden çıkarttığı seyircinin gönlünü hissettirmeden alması, takdire şayan.
Başlıca ödüller: Oscar, Altın Küre (Toplam: 6 ödül)
Başlıca adaylıklar: BAFTA (Toplam: 2 adaylık)
2-Travis Bickle - Taxi Driver/Taksi Şoförü (1976-Martin Scorsese)
Genelde Oscar kazanan aktörler sonraki filmlerinde çıtayı biraz aşağı çekse de tam bir işkolik olan De Niro, bu rahatlığa hiç girmemiş ve Taxi Driver’la, daha önce aldığı Oscar’ı gerçekten de hak ettiğini ve büyük bir aktör olacağını kanıtlamıştı. New York sokaklarında ona göre şehri kirleten, bütün yasadışı ve ahlak dışı insanların sonunun gelmesi için sessiz sakin hayaller kuran Vietnam eskisi taksi şoförünü oynamak için, birçok filmde olduğu gibi ön hazırlıklar yapmıştı. Yarı zamanlı taksi şoförlüğü yaptı, Vietnam gazileriyle görüştü, Mohikan saç kesimini bile onlardan aldığı ilhamla denedi. Travis Bickle’ın deliliğini gösterebilmek için senaryoda olmayan meşhur “are you talkin’ to me” monologunu ekledi. Kimilerine göre bu performansı hala gelmiş geçmiş en iyi performansı oldu. Bundan en büyük pay da sanırım ilk defa çıktığı hayalindeki kızı ilk akşamdan porno filme götürmesine rağmen suratına yerleştirdiği saflıkta büyük inandırıcılık kaydetmesiydi.
Başlıca ödüller: Toplam 5 ödül
Başlıca adaylıklar: Oscar, BAFTA, Altın Küre, (Toplam 3 adaylık)
3-Max Cady – Cape Fear/Korku Burnu (1991-Martin Scorsese)
Kariyerinin en iyi rollerini Martin Scorsese filmlerinde verdi. Kim bilir belki de Scorsese olmasaydı, De Niro’nun bugün ulaştığı nokta bir hayal olacaktı. Aynı şekilde Scorsese de başarısını büyük ölçüde De Niro’ya borçlu. Her iki isim de en iyi filmlerini birbirileriyle çektiler. Cape Fear diğerleri kadar övgü alamadı ama benim gibi filmin gizli hayranları da olmadı değil. Bir yeniden çevrim olmasına rağmen, hem De Niro hem de Nick Nolte sanki bir ilk versiyonmuş gibi canlandırdılar karakterlerini. De Niro’nun pek görülmeyen ender kötü adam performanslarından biriydi bu. Sırf bu rolü için dişlerini bozdurdu ve film bittikten sonra ödediğinin 4 katı parayla yeniden yaptırttı. Dövme uzmanları ve hapishaneden çıkmış eski suçlularla görüşerek hem dövmeler hem de psikoloji konularında bilgiler aldı. Kameraya çarpma gibi senaryo dışı atraksiyonlarıyla filme kendi damgasını da vurdu. Robert De Niro ilginç bir şekilde bir yıl önce oynadığı bir filmde çelimsiz bir karakteri canlandırabilirken ertesi filmde iri yarı bir adama dönüşebiliyordu. Cape Fear bu durumunda iyi kanıtlarından biri oldu.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: Oscar, Altın Küre, (Toplam 3 adaylık)
4-Al Capone – The Untouchables/Dokunulmazlar (1987- Brian De Palma)
Robert De Niro hayali kahramanları canlandırdığı kadar gerçek kişileri de sık sık canlandırdı. Bunlardan en iyi performansı zaten boksör Jake La Motta’ydı. Amerika’nın gelmiş geçmiş en popüler mafya babası Al Capone da bir başka başarılı De Niro canlandırması olmuştu. De Palma’nın gerilim ve suspence filmlerinden vakit buldukça çevirdiği muhteşem mafya filmlerinden biriydi The Untouchables ve De Niro, Capone’u oynaması için tek adaydı. De Niro’nun film için yaptığı ön çalışmaları metodik oyunculuğu herhalde en çok abarttığı hazırlıkları olmuştu. Zira Capone’un ipek iç çamaşırı giymeyi sevdiğini öğrenmiş ve hemen aynı çamaşırlardan kendisi de ısmarlamıştı. İşin ilginç yanı filmde yarı çıplak tek bir sahnesi bile yoktu.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: Yok
5-Michael – The Deer Hunter/Avcı (1978- Michael Cimino)
Yeni Hollywood’un parlak başlangıç yapan yönetmenlerinden Michael Cimino’nun Vietnam güzellemesinde her ne kadar Christopher Walken, büyük sükse yapsa da Robert De Niro da hem mahallenin abisi rollerinde hem de Vietnam sendromunu yaşayan Amerikan askeri sahnelerinde çok başarılıydı. Özellikle Rus ruleti sahnelerinde De Niro’nun bir anda patlayan bağırtıları, doğaçlama çıkışları gerilimi arttırdıkça arttırıyor ve filmin en iyi sahnesini oluşturuyordu. Meryl Streep’le aralarında oluşturdukları kimya mükemmelen tutmuştu, De Niro bu çok yıldızlı filmin geri planındaki as kahramanlarından biri olmuştu.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: Oscar, BAFTA, Altın Küre (Toplam 4 adaylık)
6-David “Nuddles” Aaronson – Once Upon a Time in America/Bir Zamanlar Amerika’da (1984- Sergio Leone)
Yeni Hollywood döneminin başlamasından sonra mafya filmleri, 30’lardaki değerini yeniden kazanmıştı. Francis Ford Coppola’nın The Godfather 1 ve 2’si, Martin Scorsese’nin Goodfellas’ı ve Sergio Leone’nin mevzu bahis filmi bu türün en büyük filmleri oldular. Ne tuhaftır ki Robert De Niro her 3 filmde de oynadı (The Godfather serisinin ilki hariç) Üstelik üç yönetmen de İtalyan kökenli olmasına rağmen De Niro, bu filmlerde sırasıyla İtalyan, Yahudi ve İrlandalı mafya üyelerini canlandırdı. Sergio Leone’nin filmi Yahudi mafyası üzerinden Amerikan yakın tarihine opera stiliyle bir bakış atmaktı. Bunun için Nuddles’ın çocukluğu, gençliği ve orta yaş dönemi anlatılacaktı. De Niro özellikle 3. bölümde üzerine düşeni yaptı ve filmin gösterim zamanında olmasa da sonradan kazanacağı süksede büyük pay sahibi oldu.
Başlıca ödüller: 1 ödül
Başlıca adaylıklar: Yok
7-Neil McCauley – Heat/Büyük Hesaplaşma (1995-Michael Mann)
90’lı yılların en büyük filmlerinden biri hiç şüphesiz Heat olmuştu. Michael Mann’ın sürekli üzerinde durduğu suçlu-polis etkileşimi her filminde olduğu gibi Heat’te de baş gösterecek hatta doruğa varacaktı. Bu tematik hazırlık zaten filmi büyük yapıyordu ama suçlu rolüne Robert De Niro, polis rolüne de Al Pacino geçince film asıl o zaman birinci sınıf olmuştu. Filmden önce Pacino ve De Niro, suçlu-polis rollerini değiştirdiler ve büyük isabet kaydettiler. De Niro, karakterini soğuk, tutarlı ve robotik bir psikolojiyle canlandırırken Pacino daha dışavurumcu bir polis karakteri çizmişti. Özellikle kafe sahnesi kült olmaya yetti de arttı bile. Sürekli birbiriyle karşılaştırılan bu iki büyük oyuncu ikinci kez aynı filmde oynuyor ve toplamn 20 dakika hariç aynı anda bir sahnede yer almıyorlardı. Bu bile karşılaştırma yapanlar için bulunmaz bir kaynak oldu.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: Yok
8-Vito Corleone – The Godfather Part 2/Baba 2 (1974- Francis Ford Coppola)
Robert De Niro’nun ilk Oscar’ı. Yardımcı aktör kategorisinde aldığı bu ödülle aynı zamanda sinema tarihinde aynı karakteri canlandıran ikinci kişinin de Oscar kazandığı tek örneğin sahibi oldu. Doğru bir tercih yaparak Marlon Brando’nun gençliğini oynamak yerine Vito Corleone’nin gençliğine odaklandı ve çok iyi bir iş ortaya koydu. Bu film için Sicilya’ya gidip aksan çalışması yaptı, New York’un mafya babalarıyla görüştü ve Brando’nun ilk filmde uyguladığı dolgu çene makyajının bir küçüğünü deneyip dişçiye avurtlarına yerleştirmesi için küçük dolgular sipariş ettirdi. New York’a ayak basıp kendi organizasyonlarını oluşturan ilk babalardan birini canlandırması bile henüz mesleğinin başındaki bir oyuncu için büyük bir görevdi. Kendisinin birinci filmde Al Pacino’nun canlandırdığı Michael Corleone’yi canlandırmak için seçmelere katıldığını da belirtelim.
Başlıca ödüller: Oscar (Toplam 1 ödül)
Başlıca adaylıklar: BAFTA (Toplam 1 adaylık)
9- Yaratık – Frankenstein (1994- Kenneth Branagh)
Shakespeare’in 20. yüzyıldaki temsilcisi Kenneth Branagh’ın Frankenstein’ı belki çok beğenilen bir film olamadı ama De Niro’nun Dr. Frankenstein’ın yarattığı zombisi tam not aldı. De Niro gibi bir büyük oyuncu için başta yanlış bir tercih gibi görülüyordu yaratık rolü, böyle roller için makyaj çalışması altına girmek bile daha alt sınıf bir oyuncunun işi olabilirdi ama De Niro bir şekilde senaryoyu beğenince yaratık rolü de ona gitmiş oldu.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: 1 adaylık
10-Rodrigo Mendoza – The Mission/Görev (1986- Roland Joffe)
Roland Joffe’nin bu Cannes galibi filmi sonraları unutulsa da döneminin en iyilerinden biri olan Jeremy Irons’la De Niro’nun paslaşmaları unutulacak gibi değildi. Birbirinin tam zıttı iki karakteri canlandıran ikili Amerika kıtasının sömürülme döneminin başlangıcında geçen öyküde büyük başarı sağladılar. Irons’ın kaderci misyoneriyle De Niro’nun delifişek köle tüccarı karakteri bu iki zıt kutbu filmin epik değerini katlaması yolunda iyi oyunculuklarla süslendi. De Niro’nun karakteri olan Mendoza’nın öyküde geçirdiği değişim süreci, aktör tarafından tipik metod oyunculuğuyla çok iyi yansıtıldı.
Başlıca ödüller: Yok
Başlıca adaylıklar: Yok
Bu listeyi sanatçının bugüne kadar izlediğim aşağıdaki 34 filmi arasından hazırladım. Sizler de kendi ilk 10’unuzu yapıp yukarıdaki mail adresime gönderebilirsiniz.
Kronolojik sırayla:
1-The Godfather Part 2
2-Taxi Driver
3-Novecento
4-The Deer Hunter
5-Raging Bull
6-Once Upon a Time in America
7-The Mission
8-Angel Heart
9-The Untouchables
10-Midnight Run
11-Jacknife
12-Goodfellas
13-Cape Fear
14-A Bronx Tale
15-Frankenstein
16-Casino
17-Heat
18-Sleepers
19-Wag the Dog
20-Jackie Brown
21-Ronin
22-Analyze This
23-Men of Honor
24-Meet the Parents
25-15 Minutes
26-The Score
27-Showtime
28-City by the Sea
29-Analyze That
30-Godsend
31-Meet the Fockers
32-The Good Shepherd
33-What Just Happened
34-Righteous Kill
1 Haziran 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


4 yorum:
Bu yazının yayın duyurusunun altında şu iki yorum da vardı:
Marlonbarando (Baran Doğan):
Benim için de en iyi oyuncu olan De Niro'nun son zamanlarda düştüğü durumu görünce çok üzülüyorum. Koskoca De Niro artık bu dandirik filmlerde oynamamalı, seçici olmalı diye düşünüyorum. Güzel bir yazı olmuş. "Heat"de birbirlerinden rol çalmasınlar diye sahnelerinin ayrı ayrı çekildiğinden de bahsetseydin keşke. Bu arada benim çok tuttuğum ama gözlerden kaçan bir performansı da var büyük ustanın. "The King of Comedy". Süper yaa! Şimdi bile gülesim geldi.
Estar Abi:
Son zamanlarda o duruma düşmeyen kaç oyuncu kaldı ki zaten.
Heat'te sahnelerin ayrı çekildiğinin bir dedikodu olduğunu biliyordum, gerçek olduğuna dair bir bilgiye rastlamamıştım.
The King of Comedy,'i henüz izlemedim. İzlerim bu yakınlarda.
Benim Top 10'um şöyle:
1- Of f**king course "Taxi Driver"
2- "Once Upon a Time"
3- "The Deer Hunter"
4- "The Godfather 2"
5- "Heat"
6- "Goodfellas"
7- "The King of Comedy"
8- "Jackie Brown" (???)
9- "Mean Streets"
10- "The Angel Heart"
"Falling in Love" filminde de arıza olmayan karakter rolünde ilginç buluyorum kendisini. Ama arıza karakter canlandırmada bana göre dünyanın en iyisi. O pis pis gülüşü yok mu?
Şaşırdığım tek nokta Raging Bull'un listende olmaması. Bir de Jackie Brown'daki en iyi performans onundu diye eklemeliyim. Arıza karakterleri arasında Midnight Run'da favorimdir ama ilk 10'a giremedi bende.
En kötü performansı için de Righteous Kill diyebilirim ama o biraz da filmden kaynaklanıyordu.
Bir de Jacknife'ta çok ilginçtir Ed Harris, De Niro'dan çok daha iyi bir performans tutturmuştu, hala üzülürüm o performansın kıymetinin bilinmemesine.
Böyle büyük oyuncuları ezen yan oyuncu performanslarında The Insider'daki Russel Crowe'un Al Pacino'dan daha iyi gösterdiği performanstan sonra ikinci aklıma gelendir Ed Harris ve Jacknife. Film kötüydü, o ayrı.
"Raging Bull"u Fransızca dublaj ve İngilizce altyazıyla izledim. De Niro'nun en önemli artılarından biri de ses tonu ve Bronx aksanlı İngilizcesi değil mi? Ondan listeye almamaşımdır. Ama o haliyle bile 8 vermişim. Bir daha izlemem lazım gelir; çünkü hiçbir şey hatırlamıyorum. Üstad bir de "Ronin"de çok kötüydü, film çok kötü olduğu için.
Yorum Gönder