30 Haziran 2011 Perşembe

GONE WITH THE WIND/RÜZGAR GİBİ GEÇTİ (1939) - OSCAR ÖDÜLLÜ FİLMLER

Yönetmen: Victor Fleming
Oyuncular: Clark Gable, Vivien Leigh
Başlıca ödül ve adaylıklar:
-8+2 Oscar ödülü (Film, yönetmen, aktrist, yardımcı aktrist-Hattie McDaniel, uyarlama senaryo-Sidney Howard, kurgu-Hal C. Kern, görüntü yönetmeni-Ernest Haller, sanat yönetmeni-Lyle R. Wheeler + teknik başarı ödülü-R.D. Musgrave, onur ödülü-William Cameron Menzies), 5 adaylık (aktör, yardımcı aktrist-Olivia de Havilland, müzik-Max Steiner, ses, efekt)
IMDB Puanı: 8,2/10
Estar Abi Puanları:
-Clark Gable: 7
-Vivien Leigh: 9
-David O. Selznick (yapımcı): 10
Genel Puan: 8/10

Avatar, 2.7 milyar dolarlık gişe başarısıyla tüm zamanların en çok izlenen filmi, ama bu rakam bugünün değeriyle ölçüldüğünde... Oysa enflasyon değerleri işin içine katılıp da tüm zamanların dolar kuru eşitlendiğinde 1939 yılında çekilen Rüzgar Gibi Geçti 3,6 milyar dolara yakın başarısıyla asıl liderliği elinde bulunduran film. Sinemanın atağa kalktığı ve ses ile rengi keşfettiği 30'lar Amerikan sinemasında belki de son zirve bu film. On yılın sonunda büyük yapımcı David O. Selznick'in müthiş ticari zekasıyla yarattığı bir "olay". Scarlett karakterinin seçiminin bile Selznick'in zekasından çıkmış sansasyonel şöhreti filmi ön prodüksiyonda bile dört gözle beklenen bir yapıt haline getirmiş. Clark Gable, Frank Capra'nın It Happened One Night/Bir Gecede Oldu'suyla filmin adına da uygun olarak bir gecede ünlendikten 4 yıl sonra dönemin en büyük filminde efsanevi Rhett Butler karakteri için zevkle kamera karşısına geçmiş. Hattie McDaniel, son derece sevimli dadı rolünde tarihin ilk oyuncu Oscarını kazanmış siyahi oyuncusu olmuş.

Oysa... Oysa Rüzgar Gibi Geçti büyük bir prodüksiyon olmasına rağmen sıradışı bir hikayesi olmayan bir film. Aslında tamamen İç Savaş'tan önce "lüküs hayat" yaşayan, erkekleri peşinden koşturan Scarlett O'Hara'nın savaş başladıktan sonra hanyayı konyayı görmesi ve yıllarca boş bir aşkın peşinden gitmesini anlatıyor. Filmin tek sıradışı noktası belki de savaş sahneleri. Bugünün savaş filmleriyle bile karşılaştırıldığında yetenekli ellerden çıkma olduğu çok belli olan sahneler bunlar. Hele de General Sherman'ın Atlanta'yı yakıp yıktığı bölümlerde gerçekten de çok iyi bir iş çıkarılmış. 1939 yılında hala grenli, siyahı beyazdan ayırdetmenin bile çok zor olduğu teknik kapasitesi düşük filmler çekilirken Rüzgar Gibi Geçti bu anlamda çağının çok ötesinde bir film.

Film, tüm zamanların en ünlü film repliğini de içinde barındıyor. Rhett Butler'ın filmdeki son repliği (bunu özellikle yazıyorum ki benim gibi acaba replik ne zaman gelecekd iye 3,5 saat bekleyen izleyicilerden olmayın) "Frankly, my dear, i don't give a damn" ironisi ve cesareti düşünüldüğünde gerçekten de kaliteli ama ben artık çağın değiştiğini ve en çok dile getirilen, en beğenilen film repliğinin "What is the Matrix?" olduğunu düşünüyorum.

Rüzgar Gibi Geçti, 1910'ların ortasından kalma büyük prodüksiyonların sonra nedense unutulduğu ve daha düşük bütçeli yapımların çekildiği bir dönemde "büyük film" kategorisine de bir canlılık getiriyor. Uvertür, antrakt, intermisyon ve çıkış müziğine sahip filmlerin öncüsü oluyor. Ki çoğu büyük filmlerde bunları mutlaka görürsünüz. Hatta bazı filmlerin yeni DVD baskılarında orijinal versiyonlarda olmamasına rağmen bu uygulamalar kullanılmaya başladı. Örneğin The Godfather Part 2/Baba 2'de intermisyon olmamasına rağmen son DVD setine bir adet eklenmiş.

Rüzgar Gibi Geçti, hakkında çok şey yazılabilecek bir film. Ama aslında yazılıp çizilecek olanlar genelde prodüksiyonun kendisiyle alakalı. Misal, filmin asıl yönetmeni olan George Cukor'un Clark Gable tarafından setten kovdurulması, diğer yönetmen Sam Wood'un hastalanarak projeden çekilmesi ve nihayet Victor Fleming'in hazıra konmasından bahsedilebilir. Filmin uyarlandığı aynı adlı kitabın yazarı Margaret Mitchell'in yapımcı Selznick'e çektikleri de öyle. Ama tüm bunlar artık izleyiciyi filmden uzaklaştırabilir. Sonuçta bu filmi izlemeden (ki ben de nihayet ilk defa izledim) sinefil olunmuyor gibi. Büyük bir film olduğu zaten açık. İyi bir film olduğunu da düşünüyorum ama insanın üzerinde yıllarca etkisini bırakacak bir film olduğunu da düşünmüyorum. Belki Amerikanlar hariç.



İlginç Bilgi: Rüzgar Gibi Geçti Oscarlı filmlerin en uzundur. (Diğer filmlerin Director's Cut vs. versiyonları hariç. Öyle bakılırsa 3. Yüzüklerin Efendisi filmi 4,5 saatlik süresiyle birinci olur.) Film normal süresiyle 234, ek sahneleriyle satışa sunulmuş DVD'de 238 dakikadır.

1 yorum:

marlonbarando dedi ki...

Ben izleyince hayal kırıklığına uğramıştım. Bence iyi değil ama önemli bir film.