27 Mayıs 2011 Cuma

THE LODGER: A STORY OF THE LONDON FOG/KİRACI (1927)

Yönetmen: Alfred Hitchcock
Oyuncular: Ivor Novello, June
Başlıca ödül ve adaylıklar: Yok
IMDB Puanı: 7,4/10
Estar Abi Puanları:
-Alfred Hitchcock: 8
-Ivor Novello: 7
-Ashley Irwin (1999'da eklenen müziklerin bestecisi): 7
Genel Puan: 7/10

Büyük usta Alfred Hitchcock'un Amerika dönemi (1940-1976) filmlerinin tamamını izleyip İngiltere dönemi filmlerine nihayet geçiş yapabildim. Daha evvel izlediğim 3 filmden sonra ilk sırayı en çok ses getiren yapımlarından biri olan Kiracı'ya verdim. Kiracı, İngiltere'nin meşhur fobisi Karındeşen Jack'i andıran katiliyle Hitchcock'un resmiyette üçüncü ama kendi tarzında ilk filmi. Bir anlamda Kiracı'yı başlangıç olarak da ele alabiliriz aslında.

Kiracı, açık bir şekilde sanatçının Amerika'da iyide iyiye ustalaşacağı kendi tarzını yaratacağının sinyallerini güçlü bir şekilde veriyor. Her şeyden önce o sihirli "suspence" anlayışı baştan sona hakim bu filmde. Katil kim hikayelerini sevmeyen ve filmlerinde pek az bu soruya yer veren Hitchcock, bu filmde tek şüpheliyi "acaba katil mi?" sorusuyla beraber seyirciye tanıtıyor. Salı günleri, altın sarısı saçlı kızları öldüren ve kendini The Avenger olarak tanıtan yüzü atkıyla örtülü katil İngiltere sokaklarına dehşet saçarken, bir pansiyona, katilin tarzında giyinmiş, altın sarısı saçlı kadın resimlerinden hoşlanmayan bir adam taşınıyor. Hitchcock bütün film boyunca izleyicinin özdeşleşme algısıyla oynuyor. Bir "korkak hikaye"* anlatır gibi görünse de ince ipuçlarıyla aslında finale giden yolu izleyiciye yer yer açık ediyor. Finali açıklanmadan çözen bir izleyici olarak yine de son kareye kadar gizemli ve heyecanlı bir film olarak kalıyor.

Kiracı'nın çekim tarihine ve Hitchcock'un henüz 5 yıllık sinema tecrübesine rağmen her karesinde büyük yönetmenin sonraki filmlerindeki ustalığına giden yol hissediliyor. İlk kez bir filmde üst katta bulunan karakterin ne yaptığını göstermek için tavanın şeffaflaştığını bu filmde görüyoruz örneğin. Yukarıdaki afişte de görüldüğü gibi kiracının yüzüne inen pencere demirinin gölgesinin haç biçiminde yansıması da bize karakterin kimliği hakkında ipucu veriyor. Notorious/Aşktan da Üstün'ün meşhur, tavandan ele inen kamera tercihinin bir benzeri kiracının merdivenleri indiği bir sahnede de kullanılıyor. Polisin katilin kimliğini çözmek için düşüncelere daldığı bank sahnesinde bir ayakkabı izinin üzerine bindirilen sahnelerle ilginç bir flashback anlayışı da var karşımızda. Kısacası film, her yerinden Hitch Amca'nın kendine has tekniklerinin aktığı bir yapıt. Bence sessiz sinema döneminde değil de 1940'larda çekilseydi, bugün Psycho/Sapık ya da Rear Window/Arka Pencere gibi bir başyapıt ilan edilebilirdi.

*: Korkak Hikaye: Benim adlandırdığım bir terim. Daha önce de Perfect Stranger/Kusursuz Yabancı filmi ile ilgili yazdığım eleştiride bu terimi kullanmıştım. Korkak hikaye, katili/suçluyu bulabilmemiz için en önemli kanıtın katilin kimliği açıklandıktan sonra verilmesidir. Murder by Death/22 Numarada Cinayet filminde bu durumun mükemmel bir parodisini izleyebilirsiniz.

İlginç Bilgi: Filmde gazete bürosunda bir karakteri canlandıracak figüran sete gecikince Hitchcock, oyuncunun yerine geçip filmde bir-iki saniye gözükmüş. Bu sahne benim 12 dakika kısaltılmış izlediğim versiyonda maalesef yoktu ama Hitchcock cameolarının, yani filmde kısa bir an görünme alışkanlığının başlangıcı olduğunu söyleyebilirim.

THE GODFATHER PART 2/BABA 2 (1974) - OSCAR ÖDÜLLÜ FİLMLER, 10 PUANLIK FİLMLER


Al Pacino'nun oynadığı filmlerin eleştirilerini bir kitapta toplama çalışmalarım hala sürüyor. Bunun yanısıra The Godfather serisiyle ilgili ayrı bir blog çalışmam (Godfather Portal) var. Bu nedenle bu filmin eleştirisini bu kaynaklara saklıyorum. Bu bölümde sadece yukarıdaki şu mükemmel posteri paylaşmak istedim.

22 Mayıs 2011 Pazar

BİR ZAMANLAR ANADOLU'DA GRAND PRIX ÖDÜLÜ ALDI

Cannes 2011'de son senelerde olduğu gibi yine Nuri Bilge Ceylan sayesinde güldük. Terrence Malick'in filmi The Tree of Life Altın Palmiye'yi alan film olurken Ceylan, Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle Grand Prix ödülü kazandı. Bu, Nuri Bilge Ceylan'ın 3. Cannes ödülü oldu. Yönetmen daha önce de Uzak'la aynı ödülü alırken, İklimler'le FIPRESCI ödülü ve Üç Maymun'la en iyi yönetmen ödülü kazanmıştı.

Bir Zamanlar Anadolu'da, Yılmaz Erdoğan, Fırat Tanış ve Ahmet Mümtaz Taylan gibi tanınmış oyuncuların yer aldığı bir polisiye-gerilim filmi. Şimdiden yılın en çok beklenen yerli filmi olmuş durumda.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

RECEP İVEDİK 3 (2010)

Yönetmen: Togan Gökbakar
Oyuncular: Şahan Gökbakar, Zeynep Çamcı
Önemli ödül ve adaylıklar: Yok
IMDB Puanı: 4,6/10
Sinematürk Puanı: 8,32/10
Estar Abi Puanları:
-Şahan Gökbakar: 7/10
Genel Puan: 6/10

Aslında seri filmlerde önceki filmi izlememişsem sonraki filmi izlememeyi tercih ederim ama elbette Recep İvedik gibi tek bir filmin bile kendi içinde bir seri olduğu yapımlar için bu kuralı işletmek gereksiz. Daha evvel birinci filmi izleyip hiç beğenmediğim seride ikinci filmi henüz görmedim. Üçüncü film de vasatta kaldı.

Geçen 3 yılda gişe rakamları alt-üst ederek kimilerinin fenomeni kimilerinin eleştiri ritüeline dönüşen Recep İvedik filmlerinin geneli hakkında yazılacak çok şey var. Tüm o konuları atlayıp filmi kısaca ele almak yeterli kanımca. Zira Recep İvedik 3 bir sinema filmi olmasına rağmen kesinlikle bir TV şovu olarak düşünülmüş, 10-12 skeçin montajlanmış hali. Konu bütünlüğünden tutun da karakter gelişimine kadar bütün senaryo işlevleri atlanmış. Tek bir şeye odaklanılmış. O da güldürebilmek... Kanımca bu işlevi de benim gibi komedi konusunda daha gelenekçi olan kitleye aşılayabilecek bir film olamamış. Kahkaha attıran tek bir sahnesi oldu, o da hocanın kapısında beklerken saldırgan çocukla olan atraksiyonuydu ki ilk anda verdiği tepkiye kopmamak elde değil. Tayfun Duygulu esprisi, Tabu oyunu ve evdeki bunalım halleri de gülümsetmeyi başarmıştır. Fakat filmin sinema kitlesi diye tabir edebileceğimiz büyük kısmı üniversite öğrencisi 19-25 yaş arası kitleye uygun bir komedi anlayışı da var. Buna rağmen sinema kitlesince bile beğenilmeyen bir film var ortada. Sanırım ilk iki filmden sonra bıkkınlık verme halleri bunun başlıca sebebi.

İlk Recep İvedik, karakter yaratımı ve yarattığı rüzgar bakımından üzerinde konuşulabilecek bir filmdi, kimi abartı övgülerin yanısıra kimi haksız eleştirilerin de kurbanı olmuştu ama 3. film topyekün bir beğenmeme durumuyla ölçüldü ve geçildi. Açıkçası filmi yalnızca 1,5 saatliğine güleyim, vakit geçireyim, başka da hiçbir vasfını didiklemeyim diyen bir izleyiciye bile elinde alternatifi varsa öneremem.

İlginç Bilgi: Recep İvedik 3, Zeynep Çamcı'nın ikinci filmi. Oyuncunun ilk filmi de Recep İvedik 2 idi.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

YOU CAN'T WIN 'EM ALL/PARALI ASKERLER (1970)

Yönetmen: Peter Collinson
Oyuncular: Charles Bronson, Tony Curtis, Fikret Hakan, Salih Güney
Önemli ödül ve adaylıklar: Yok
IMDB Puanı: 5,7/10
Estar Abi Puanları:
-Peter Collinson: 1
-Charles Bronson: 5
-Leo Gordon (senarist): 1
-Fikret Hakan: 8
Genel Puan: 2/10

Nicedir ülkemizde yasaklı olduğundan ve bir bürokratın akıllık edip yasağı kaldıramadığından izlemeyenler için büyük bir sırra dönüşen Paralı Askerler, geçen aylarda atv'nin Amerika'yı yeniden keşfedercesine haberlerinde duyurduğu bir filmdi. Berbat ötesi de olsa Türkçe altyazısı yeni çıktığından ben de bu zamana kadar ertelemiştim hep. Boşuna ertelemişim çünkü zaten altyazıyla filmin bir alakası yok. Ben de bu sayede İngilizcemin bir filmi altyazısız izlemeye hemen hemen yetiyor olduğunu keşfetmiş oldum.

Paralı Askerler benim önceden Charles Bronson filmografisine olan ilgim nedeniyle gündemime aldığım bir filmdi. Tony Curtis'in de filmde yer alması ayrı bir çekici unsurdu ama asıl önemlisi Fikret Hakan ve Salih Güney başta olmak üzere birçok Türk'ün filmde yer almasıydı. Paralı Askerler, bir İngiliz filmi. Kurtuluş Savaşı esnasında biri Amerikan diğeri İngiliz iki paralı askerin Osmanlı ordusuna çıkarlarınca yardım etmesini ve beraber hem Yunanlılara hem de Ankara ordusuna karşı savaşmasını anlatıyor. Daha doğrusu anlatmaya çalışıyor. Çünkü filmin senaryosundaki kopukluk ve alakasızlıklar filmin amacında ilerlemesine hep engel oluyor. Az bilinen Peter Collinson ve filmde de Bolek rolünü oynayan Leo Gordon'un bir kısmını Yugoslavya'da bir kısmını da İstanbul ve Nevşehir'de çektiği filmin setine, Charles Bronson'la ropörtaj yapmaya gelen bir magazin gazetecisinin iftirası sonucu olanlar oluyor ve film bir karalama kampanyasının kurbanı olarak ülkemizde gösterilemiyor. Yurtdışında da hasılat fiyaskosuna uğruyor ve unutulup gidiyor.

Bronson, magazin gazetecisinin ropörtaj teklifini reddedince gazetecinin bu filmde Atatürk karalanıyor şeklindeki iftirası dönemin basın organlarında kendine yer buluyor. Bir Allah'ın kulu da akıl edip filmin montajdan çıkmış halini izleyip iddia doğru mu değil mi bakmıyor. Filmde oynayan çoğu Türk aktör yıllarca bu filmi izleyemiyor. Salih Güney bile ancak birkaç yıl evvel yurtdışından getirterek filmi izlemiş.

Filmde iddia edildiği gibi bir Atatürk karalaması yok. Hatta tam tersine gereken saygı gösterilmiş. Komik olan şu ki filmde Atatürk'ün adı bir Muzaffer Hayyam oluyor bir Mustafa Hayyam. Türk devletine ve geçmişimize dair bir karalama da bulunmuyor filmde. Yönetmenin derdi de Türkler ya da Kurtuluş Savaşı değil zaten. Yönetmen, Bronson ve Curtis'in hayranlarını tavlayan üç kuruşa çekilecek bir macera filmi hedeflemiş. Hedefini de kalitesizliği yüzünden tutturamamış. O dönem Charles Bronson'un bu tip ikinci sınıf filmleri zaten vardı ama Tony Curtis gibi bir efsaneyi nasıl kandırabilmişler ben asıl ona hayret ediyorum.

Fikret Hakan filmde dünya çapındaki iki aktöre oranla çok daha başarılı. Salih Güney de en az o kadar acemi. Fransızların erotik filmlerde de boy göstermiş oyuncusu Michele Mercier de "maksat kadın olsun" kontenjanından filme dahil olmuş.



İlginç Bilgi: Paralı Askerler, Atatürk'ün canlandırıldığı ilk Batı filmi olma özelliği taşıyor. Patrick Magee, bu filmde Atatürk'ü canlandırıyor.

17 Mayıs 2011 Salı

CELDA 211 (2009) - 10 PUANLIK FİLMLER

Yönetmen: Daniel Monzon
Oyuncular: Luis Tosar, Alberto Ammann
Önemli ödül ve adaylıklar:
-Goya en iyi film, yönetmen, aktör dahil 8 ödül
-İspanya Sinema Yazarları en iyi film, yönetmen,a ktör dahil 5 ödül
-Avrupa Film Ödülleri en iyi aktör adaylığı
-Toplam 25 ödül
IMDB Puanı: 7,7/10
Estar ABi Puanları:
-Luis Tosar (aktör): 10
-Daniel Monzon: 9
Genel Puan: 10/10

Malamadre... Sinema, Taxi Driver/Taksi Şoförü'nün Travis Bickle'ından bu yana belki de ilk kez bu denli güçlü bir anti-kahraman kazandı. Her şeyini kaybetmiş, tamamen ümitsiz bir adamın, kaybedeceği hiçbir şeyi olmayan bir adamın neler yapabileceğine dair sıradışı bir derleme Celda 211. İstanbul Film Festivali'nde gösterildiğinden bu yana Türk izleyicilerinin de ilgisini çeken film, Malamadre'nin önderliğini ettiği bir hapishane isyanını anlatıyor. Kötü koşullardan bıkmış 100 kadar tehlikeli mahkumun arasında kalan 3 ETA üyesi ve içeri tam isyan anında düşen bir gardiyan. Üstelik gardiyan, işe başlamadan bir gün önce ziyaret amaçlı gittiği hapishanede tam da Malamadre'nin yanına düşüyor.

Bir salise olsun sarkmayan ve tempo kaybetmeyen Celda 211, hapishane filmleri arasında heyecan ve alt-anlatım bakımından ayrı bir yer kazandı şüphesiz. Nicedir, "İspanyolsa iyidir" düşüncesiyle izlediğimiz ülke sinemasının mükemmel bir örneği. Bu mükemmeliyeti de lafı hiç sakınmadan, hiç eveleyip gevelemeden yaptığı sistem eleştirisinden alıyor. Sadece anlatıyla değil karakterlerle de yapıyor bunu. Seyircinin kolay kolay özdeşleşemeyeceği Malamadre karakteriyle, özdeşleşmenin ilk raundunu galip kapatan hapishane yönetimi arasında satranç gibi bir mücadele geçiyor. Yeni gardiyan Juan'ın sistem piyonluğundan vezirliğe geçişi, sistemin kendisini yaşatabilmek için insanları nasıl feda edebildiği Celda 211'in cesur anlatım ve karakterlerinden yalnızca birkaçı.

Hapishanenin klostrofobik ortamında izlemeyi hem kolaylaştıran hem de zorlaştıran bir atmosfer hakim filmde. Her şeyden önce bir kaçış filmi olmadığından, bir isyan hareketini anlattığından basit mutlu sonları zaten beklemeye almıyor Celda 211. Hatta daha ilk dakikalardan üç aşağı beş yukarı sonuçları tahmin edebiliyoruz. Ama insan unsurunun ve bir saniyede değişen durumların etkisiyle bir slalom anlatım mevcut filmde. Zaten işi güzelleştiren de bu.

Sadece anlatı ve karakterlerle de bitmiyor filmin güzelliği. Neredeyse her anında doğal olarak kullanılan küfürlü cümlelerin arasından mahpusların filozofik dünyasına bakabileceğimiz diyaloglar da geniş yer tutuyor filmde. Özellikle Malamadre, uzun hapsi hayatı ve bir nevi Tatar Ramazan karakteriyle her sözü ayrı değer taşıyan bir karaktere dönüşüyor. "Hayat seni hiç farkına varmadan bir saniyede beceriverir." gibi sözler dışarıdan fazla bayağı gelse de filmdeki atmosfer ve tansiyonda has bir gerçeklik taşıdığını farkedebilirsiniz.



Normalde göründüğünden çok farklı karakterleri canlandırmış olan Luis Tosar'ın hem ses tonu, hem de görüntüsüyle mükemmelen canlandırdığı Malamadre karakterinin yanı sıra filmin gizli performansı Releches rolüdeki Luis Zahera'dan gelmiş. Sürekli şapka takan ve konuşma güçlüğü çeken, diğerlerine oranla daha laf anlamaz ve tehlikeli görünen Releches'i canlandıran oyuncu adeta başka biri olmuş.

2009 yazından bu yanan bazı Frank Capra filmleri haricinde hiçbir filme 10 puan verememiştim. Çok şükür ki 2 seneye yakın bir zaman sonra bu puanı alabilen bir film karşıma çıkabildi. İzledikten hemen sonra hafızayı sildirip yeniden izleme isteği getiren bir film bu. The Green Mile/Yeşil Yol'un sanatsallığı ya da The Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli'nin zekasını taşımasa da Celda 211 hapishane filmleri arasında çok özel bir yerde duruyor benim için.



İlginç Bilgi: Alman hapishane filmi Das Experiment/Deney'de filmin heyecanını dengelemek için ana karakterin karısı/sevgilisi ile ilgili anekdotlar serpiştirilmişti aralara. Celda 211 de aynı yöntemi yeğlemiş.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

PERFECT STRANGER/KUSURSUZ YABANCI (2007)

Yönetmen: James Foley
Oyuncular: Halle Berry, Bruce Willis
Önemli ödül ve adaylıklar: Yok
IMDB Puanı: 5,5/10
Estar Abi Puanları:
-James Foley: 6
-Halle Berry: 7
-Jon Bokenkamp (hikaye yazarı): 2
Genel Puan: 6/10

Filmde çetin ceviz bir gazeteciyi oynayan Halle Berry'nin karakterinin bu yanını tanıtmak amacıyla şablon bir ön hikayeye yer veriliyor. Bu kısa ön hikayede Berry, bir siyasetçiyi eşcinsel olduğuna dair fotoğraflarıyla sıkıştırıp yılın haberine imza atmaya çalışılıyor. Aynı film Berry'nin femme fatale yanını da sürekli gizlemeyi amaçlıyor. Oysa daha baştan ön hikayede eşcinselliği bir skandalmış gibi göstererek çuvallıyor. Bu sayede karakteri izleyiciye beğendirip bazı gerçekleri gizlemeye çalışan film, daha baştan bilinçli izleyiciyle ters düşüyor.

Çocukluk arkadaşını öldürdüğünü düşündüğü reklamcıyı kafalayıp cinayeti aydınlatmaya çalışan gazeteci karakterimiz bu yolculuğunda katil adayının reklam şirketinde iş bulup casusluk yapıyor. Film, şirketi neredeyse bir genelev gibi gösteriyor bütün akış boyunca. Patron Bruce Willis'in yatmadığı kadın kalmıyor şirkette. Hikayeciler alenen reklam şirketleri hakkında bir başka skandala imza atıyorlar. Bu şirketler çok da masum olmasa bile bir filmde böylesine bir pervasız anlatımın hışmına uğruyorsa o hikayede bir sorun var demektir.

Bu iki örneği alt alta toplayıp filmin seks karşıtlığını da toplama eklersek karşımızda dibine kadar muhafazakar bir yapımın olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik her şeyi gören göz temasıyla da işin dini boyutunu metaforize ederek bir güzel aradan çıkarıyor.

Filmde geriye kalan ise bir cinayet bilmecesi. Bir katil kim oyunu. Ama bunu da benim "korkak hikaye" dediğim tarzda bir anlatımla sürdürüyor film. Korkak hikaye, Agatha Christie hikayelerinin çoğunda olduğu gibi katille ilgili temel ipuçlarını en sona saklayıp okur/izleyiciden katili bulmasını bekleyen hikayelerdir. Örneğin, bir cinayet öyküsünün son anlarında katil, öldürme sebebini maktülün yıllar evvel kendisine yaptığı bir hata olarak itiraf ediyorsa ve hikaye orada bitiyorsa burada izleyici, bu bilgiden film boyunca mahrum kaldığı için cinayeti çözemeyecektir. Murder by Death/22 Numarada Cinayet filminde bu tarzın müthiş bir hicivini izleyebilirsiniz. Perfect Stranger'da da katili bulma işi "korkak hikaye" tavrı yüzünden suya düşüyor. The Sixth Sense/Altıncı His gibi büyük sürprizle biten bir filmde bile sürprize dair sayısız ipuçları film boyunca  veriliyordu, aynı şekilde Psycho/Sapık filminde şüpheliye dair bir dolu ipucu veriyordu ama Perfect Stranger'ın senaristleri bu cesur yaklaşımı kullanamadılar.

Bu filmden sevdiğim tek sahne ise son kare oldu. O son kare yine "kusursuz cinayet yoktur" geleneksel kuralını saniye farkla çizebilmişti. Halle Berry'nin Oscarlı oyuncu sıfatına yakışmayan oyunculuğu, Bruce Willis'in kendisine hiç ama hiç gitmeyen karakteri ve son olarak Giovanni Ribisi'nin itici performansı da filmin eksi hanesine yazılı.



İlginç Bilgi: Böyle bir filmin yönetmeninin zamanında Glengarry Glen Ross/Amerikalılar gibi bir klasik çekmiş olması yeterince ilginç.

6 Mayıs 2011 Cuma

THIRTEEN DAYS/YAKIN TEHLİKE (2000)

Yönetmen: Roger Donaldson
Oyuncular: Kevin Costner, Bruce Greenwood
Önemli ödül ve adaylıklar: Yok (Toplam 3 ödül)
IMDB Puanı: 7,3/10
Estar Abi Puanları:
-Kevin Costner: 5
-David Self (senarist-uyarlayan): 5
-Bruce Greenwood: 4
-Trevor Jones (müzik): 8
Genel Puan: 6/10

Soğuk Savaş'ın en önemli yılları "eskalasyon/tırmanma" terimiyle tanımlanır akademik çalışmalarda. Kennedy ve Kruşçev'in başkanlık dönemlerinde hem tırmanma hem de sönme dönemlerinin üstüste gelişmesi ve bu dönemin sonunda Kruşçev'in Komünist Parti tarafından alaşağı edilmesi ve Kennedy'nin suikast sonucu ölmesi dönemi daha da ilginçleştirir. Domuzlar Körfezi Krizi'yle birlikte Eisenhower ve ABD'nin büyük prestij kaybetmesine rağmen Kennedy'nin yine de barışçı bir politika yürütmesine rağmen bu dönemin sonunda gerçekleşen Ekim Füzeleri Krizi, dünyayı 3. savaşın eşiğinden döndürür. Kruşçev'in bir satranç hamlesi gibi tasarladığı da düşünülen kriz, her açıdan Rusya'ya yaramış, Kennedy ve Kruşçev, nükleer savaştan diplomasiyi doğru kullanarak kurtulmasını bilmişler ama olan Kennedy'ye olmuştu. Sonradan Amerikan politikacılar, Çin'e yakınlaşma ve Vietnam'la bu dönemi unuttursalar da ABD, SSCB, Küba ve işin içine sonradan karışan Türkiye, Ekim Füzeleri Krizi'ni hiçbir zaman unutamayacaklar.

Vasat macera filmleriyle tanınan Roger Donaldson'ın filmi de işte bu krizin yaşandığı 13 günü ele alıyor. Yanlış bir tercihle olaylar Başkan'ın danışmanı Kenneth O'Donnell'ın çevresinde dönüyor. Bir dönem filmi olarak saati saatine gerçek kurguyla anlatılan film yine de bir JFK/Kapanmayan Dosya olamıyor. Oysa bir politik gerilim filmi iyi çekildiği takdirde, özellikle yakın tarihe meraklı sinemasever için bulunmaz nimettir. Son yüzyılın ilk yarısını kana bulamadan dönülen bir krizi anlatırken diplomatik süreci daha anlaşılabilir kılmak yönetmenin becerisine tabidir. Stanley Kubrick'in pek hoşlanmasam da kalitesini ortaya kattığına kani olduğum Dr. Strangelove.../Dr. Garipaşk'ı da benzer bir konuyu, neresinden tutacağını bilerek anlatıyordu mesela. Film izleme sıralamama üst sıralardan aldığım merhum Sidney Lumet filmi Fail-Safe/Mutlak Savaş'ın da Roger Donaldson'ın filminden daha çekici olduğunu düşünüyorum.

Thirteen Days, Roger Donaldson'ın IMDB'de en yüksek oyu alan filmi ama kanımca bir The Recruit/Çaylak kadar iyi değil ki o filmin de çok eksiği vardı. Ben bu filmi John McTiernan gibi bir ismin çekmesini isterdim ama o da tercihini zamanında vasat denizaltı filmi The Hunt For Red October/Kızıl Ekim'den yana kullanmıştı.

Dikkate değer Ekşi Sözlük entrysi: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=8939964



İlginç Bilgi: Bu filmde Kennedy'nin politika danışmanı Kenny O'Donnell'ı canlandıran Kevin Costner, JFK'da da Kennedy suikastini araştıran savcıyı canlandırmıştı.

3 Mayıs 2011 Salı

BILL CONTI - GOING THE DISTANCE (ROCKY SOUNDTRACK)

Sinemayla ve film müzikleriyle şimdiki kadar içli dışlı olmadığım dönemlerde sadece Eye of the Tiger'ı bilirdim Rocky film müziği olarak. Geçtiğimiz yıl Gonna Fly Now'ın düzenleyicisini bilmediğim bir aranjmanıyla tanıştım ve şarkıya vuruldum. Dün de tüm Rocky Soundtrack albümlerini ilk kez edinip dinledim ve Going the Distance'a da çarpıldığımı hissettim.

Bu çarpılmanın sebebi basit. En sevdiğim film müziği olan Ennio Morricone imzalı L'estasi Dell'oro'ya (Il Buono , Il Brutto, Il Cattivo/İyi, Kötü, Çirkin film müziği) birçok açıdan benziyor oluşu. Baştaki çember girişi bile bana hemen L'estasi Dell'oro'yu anımsattı. Going the Distance, Gonna Fly Now gibi 70'ler soft-rock'ı türünden bir parça değil. Senfonik bir değeri var. Keman geçişleri ve rock partisyonu muazzam. Yavaş yavaş artan ritmi bu muhteşem şarkı neden bu kadar kısa dedirtiyor insana.

Mutlaka dinlemelisiniz! Buradan indirerek ya da Youtube aracılığıyla.

1 Mayıs 2011 Pazar

4 LUNI, 3 SAPTAMANI SI 2 ZILE/4 AY, 3 HAFTA 2 GÜN (2007)

Yönetmen: Cristian Mungiu
Oyuncular: Anamaria Marinca, Laura Vasiliu
Önemli Ödül ve adaylıklar:
-Cannes Altın Palmiye
-Avrupa Film Ödülü, Avrupa Yönetmen Ödülü
-Yabancı Dilde En İyi Film Altın Küre Adayı
-En İyi Avrupa Filmi Goya Ödülü
-Toplam: 23 Ödül
IMDB Puanı: 7,9/10
Estar Abi Puanları:
-Cristian Mungiu : yönetmen 8, senarist: 6
-Anamaria Marinca (aktrist): 7
-Vlad Ivanov (aktör): 10
-Dana Bunescu (kurgu): 3
Genel Puan: 4/10

Son dönemde (2000'den sonra) çekilmiş Avrupa filmleri eğer Alman filmi değilse beni pek de çekmez ama 4 Ay, 3 Hafta 2 Gün'ün neredeyse her yerde övgüyle bahsedilmesi ve filmin Cannes zaferi beni bu filmi izlemeye itti diyebilirim. Nicolai Çavuşesku'nun Romanya Komünist Partisi hükümeti döneminde tam bir diktatöryayla yönettiği Romanya'nın o dönemki dinamikleriyle hesaplaşma filmi olması da izlenmesi için bir başka yeter sebepti. Kaldı ki Almanya'dan Das Leben der Anderen/Başkalarının Hayatı, bizden Eve Dönüş gibi "hesaplaşma" filmleri de zaten en çok bu yönden çekici olmuştu izlemeden evvel.

4 Ay, 3 Hafta 2 gün, Çavuşesku'nun kürtajı yasaklaması ve bu yola giden anne adaylarına büyük cezalar vermesi yüzünden Romanya'da 10.000'lerce istenmeyen çocuğun doğması ve diktatörün sonunu da bu bebeklerin getirmesi üzerine çekilen bir film. Filmde Çavuşesku'nun görünmemesi bir yana adı bile anılmıyor ama dönemin koşulları olağanüstü derecede sezdiriliyor. 2000'lere değin hep karanlık kalmış olan Demir Perde'nin Soğuk Savaş ve sonrasındaki dönemi sinemaya henüz yeni yeni aktarılıyor. Romanya varoşlarının o dönemki hali de bu filmle tüm dünyaya servis ediliyor.

Anamaria Marinca'nın ve diğer oyuncuların rol yapmaktan ziyade oynamasıyla gerçekçiliği çizilen filmin hikayesi de sürekli bir gerilim içeriyor. Son ana kadar her an bir şeyler olabileceği hissi seyirciyi diken üzerinde tutuyor. Yönetmen en büyük koz olarak bunu kullanıyor. Yer yer anlatım da sıkıcılaşıyor. Son derece gereksiz yere uzatılmış yemek sahnesi ve Vlad Ivanov'un kendisine hayran bıraktıran oyunculuğu sayesinde güme gitmekten kurtulan pazarlık sahneleri filmde kilit sahneler olarak göze çarpıyor. Uzun diyalogların, sabit kamerayla gösterildiği filmin kurgusunda neredeyse hiç kaydırma yöntemine başvurulmuyor. Focus seçimi, sürekli konu akarken aklı başka bir yerde olan oyuncuya yönelik. Yemek sahnesinde Otilia ve pazarlık sahnesinde Gabita bunun örnekleri.

4 Ay, 3 Hafta 2 Gün beni pek tavlayamasa da Cannes galibi filmleri ve dönem filmlerini sevenler için cazip.

Dikkate değer Ekşi Sözlük entrysi: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=11246497

İlginç Bilgi: Filmin adı için önce Altın Çağ'dan Hikayeler düşünülmüş, hatta bir üçleme olacakmış ama sonradan vazgeçilmiş.

NİSAN 2011 DÖKÜMÜ

Filmler:

1-The Lord of the Rings: The Return of the King/Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (2003-Peter Jackson): 10
2-Plots with a View/Dört Cenaze Bir Nikah (2002-Nick Hurran): 10 -eleştirisi daha önce yayınlandı-
3-Heat/Büyük Hesaplaşma (1995-Michael Mann): 8
4-Don't Look Now/Karanlığın Gölgesi (1973-Nicolas Roeg): 8
5-Murder by Death/22 Numarada Cinayet (1976-Robert Moore): 7
6-Dawn of the Dead/Ölülerin Şafağı (2004-Zack Snyder): 7
7-The Changeling/Dehşet (1980-Peter Medak): 7
8-Thirteen Days/Yakın Tehlike (2000-Roger Donaldson): 6 -eleştirisi daha sonra yayınlanacak-
9-2012 (2009-Roland Emmerich): 5
10-Eyes of Laura Mars/Laura Mars'ın Gözleri (1978-Irvin Kershner): 5
11-4 Luni, 3 Saptamani si 2 Zile/4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün (2007-Cristian Mungiu): 4 -eleştirisi daha sonra yayınlanacak-
12-Eyyvah Eyvah 2 (2011-Hakan Algül): 4

Puan Ortalaması: 6,75

Diziler:

24 (5. sezon-2005-2006): 7