7 Mart 2011 Pazartesi

BLOGGER YASAĞI KALKANA KADAR YENİ YAZI OLMAYACAK

3-4 gündür diğer blogları ve bu blogun okuyucu profiline dair istatistikleri gözlemliyorum. Blogger yasağı her blog sahibini etkilemiş durumda. Takip ettiğim bloglardan çok azı yayınına devam ediyor. Bir blogun en önemli motivasyon unsurunun okuyucu olduğunu düşünürsek şu ortamda, yazmaya devam etmenin beyhude olacağı sonucuna vardım. O yüzden yasak sona erene dek (hiç sona ermeyebilir de) blogda yeni bir yayın olmayacak. Umarım geri döndüğümüzde yine buluşuruz.

Sağlıcakla...

5 Mart 2011 Cumartesi

TERMINATOR 2: JUDGMENT DAY/TERMİNATÖR 2: MAHŞER GÜNÜ (1991) - 10 PUANLIK FİLMLER

Yönetmen: James Cameron
Oyuncular: Arnold Schwarzenegger, Linda Hamilton, Robert Patrick
Oscar: 4 ödül (Özel Efekt-Stan Winston, Ses Efekti Kurgusu-Gary Rydstrom, Makyaj-Stan Winston, Ses-Tom Johnson), 2 adaylık (Kurgu-Richard A. Harris, Görüntü Yönetimi-Adam Greenberg)
IMDB Puanı: 8,5/10
Puan: 10/10

Yönetmen Roger Corman şöyle demişti: "Beni iyi bir yönetmen olarak değil; iyi yönetmenleri yetiştiren adam olarak anacaklar." Zaten Francis Ford Coppola'yla, Corman'ın bu savı tam olarak yerini bulmuştu ki hayatının son dönemlerinde James Cameron'ı yetiştirerek kendini iyice haklı çıkardı. Cameron, 1984'te çektiği ilk Terminator filminden beri deyim yerindeyse hiç boş atmadı. Her filmi ayrı olay oldu. Şüphesiz ki Cameron, en büyük filmini, tüm zamanların en iyi bilimkurgu filmini ortaya çıkardı T2 ile. The Godfather Part 2/Baba 2, orijinalinden aşağı kalır yanı olmayan ilk devam filmiydi. Yine James Cameron'ın çektiği Aliens/Yaratıklar, orijinaline göre daha tempo sahibi bir devam filmi olarak tanındı. T2 ise orijinalinden daha iyi olan ilk devam filmi olarak tespit edildi. Kanımca hala da ondan daha iyi bir devam filmi çıkmadı.

1984 yılında Arnold Scwarzenegger'in Conan the Destroyer/Savaşçı Conan filminin çekimlerinin bitmesini beklediği için yapımcı şirketle arası açılmıştı Cameron'ın. The Terminator, bu aksaklıktan dolayı hedef bütçeyi aşıyor ve yapımcıların başını belaya sokuyordu. Oysa film gösterime girip de her açıdan başarılı olunca Cameron, o beklemeden dolay dahi ilan edilmişti. Nasıl edilmesin ki? Arnold Schwarzenegger'den başka hiç kimse Terminatör'ü canlandıramazdı. Cameron bunu anlamıştı. Sadece bu iki filmle bile Arnold, benzer aktörlere göre saygınlığı olan bir adam haline gelmişti. 1991'de Cameron ikinci film için motor demeden önce ilk iş olarak Arnie'nin sözleşmesini hazırlatmıştı. Bu kez de yapımcılar öncek filmde kötü karakteri oynayan Arnie'nin bu yeni filmde oynamasının sonuçlarını sorguladılar. Ama James Cameron 1984'ten 1991'e kadar prestijli bir yönetmen haline geldiğinden fikirlerini tartışmaya açmak cılız bir iş haline gelmişti.

T2 sanıldığı gibi bir büyük stüdyo filmi değildi. Paramount, Columbia, MGM ya da Warner Bros. gibi büyük şirketlerin gözetiminde çekilmedi. Zaman zaman bağımsız bilimkurgu filmlerini çekmeye çalışan Carolco şirketinin bir filmiydi T2. James Cameron'ın da ortaklarının arasında yer aldığı Pasific Western şirketinin de desteğiyle T2'nin bütçesi denkleştirilmişti. Filmin gişesi baştan garantiliydi. Cameron istese orta karar bir film de çekebilirdi. Ama öyle olmadı.

Sarah Connor'ın açılış arzı ve 2029'da makinelerle insanların savaş görüntüleriyle açılan film, kıyamet fikrinin korkunçluğunu daha en başında hissettiriyordu. Birinci filmi izlemiş ve ikinci filmi ilk defa gören biri dünyaya düşen Arnie''yi gördüğünde doğal olarak onu kötü robot zannedecekti. Sarah Connor bir kliniğe kapatılmış, geleceğin lideri John Connor bir bakıcı aileye verilmişti. Bu kez T800 robotla bir insanın çarpışmalarını değil, sinema tarihinin içinde robot olan filmleri arasında hala en önemli proje olan T1000 isimli sıvı metal alaşımından yapılmış robotla olan çarpışmalarını izleyecektik.

Aslında T2, T1 gibi başlamıştı. Dünyaya düşen iki robot, robotlar tarafından aranan bir insan ve ilk karşılaşmadaki çatışma. Ama Cameron, öyküyü öyle bir zenginleştirmiş ve robot teknolojisinin ayarıyla öyle bir oynamıştı ki bu benzerlik avantaja dönüşmüştü. Galleria'daki silahlı çatışma ve TIR'la motorsiklet kullanan robotların John Connor kavgası daha filmin ilk bölümü bitmeden gördüğümüz müthiş aksiyon sahneleriydi. Filmin geri kalanının nasıl geçeceğinin de habercisiydi bu sahneler adeta. Syberdine binasından başlayıp finale kadar giden bölümler ise zaten filmin zirve noktalarıydı.

T2 için, Yokedici'ye "öldürmeyeceksin" emrinin verilmiş olması filmin zaman zaman eleştirilen bir yönüydü. Oysa Cameron, bu kararla zaten temelinde insan hayatının değerini ve yüksek makineleşmenin getireceği tahribatın olduğu filminin anafikrine paralel bir karakter yaratmıştı. Öyle ki bu konuyu Ana Britannica'nın 1991 yıllığında okuduğumu bile hatırlıyorum.

T2 sadece devasa buluşları olan bir bilimkurgu filmi değildi. Aynı zamanda çok iyi idare edilmiş bir aksiyon filmiydi. Robotlarla ve yağan kurşunlara rağmen ölü sayısı sıfır olan çatışmalarla dolu olsa bile aksiyonu gerçekçiliğini bir an bile kaybetmiyordu. Dublör çalışması, Gheorge Thorogood'un Bad to the Bone şarkısıyla zirveye çıkan soundtrack çalışması ve elbette Brad Fiedel'in efsanevi tech-noir score üretimi, Linda Hamilton'ın karakteri geliştirmedeki metodik performansı ve tutarlı senaryosuyla topyekün bir film vardı karşımızda. T2'nin ne kadar iyi bir film olduğunu görmek için devam filmlerinin akıbetini görmek bile yeterliydi. T2, büyük oranda sinemada bir işçi arı gibi çalışan James Cameron ve alanında tanrının bir mucizesi olan Stan Winston'ın büyük işbirliğiydi. Gelmiş geçmiş en iyi yaratık tasarımcısı ve makyaj uzmanı, adına müzesi bulunan Winston, hem iki önemli robotu hem de gelecekten makineleri tasarlayarak Cameron'ın yükünü büyük ölçüde azaltmıştı zaten. İşte tüm bu isimler, T2'nin, iyi bir ekiple çalışıldığında ortaya neler çıkacağının göstergesi olan filmlerden biri olduğunu kanıtlamıştı. Robert Patrick'in unutulmaz T1000 performansını da unutmamak gerekir.

Son olarak T2 olmasaydı bugün bu blogun olmayacağını da belirteyim. İlk hayran olduğum filmdir T2. Bugüne kadar 50'den fazla kez izlediğimi söylemeliyim. Bu sayının ilk 30'unun filmi ilk kez VHS kasetten izlediğim 1992'den 1994'e kadar olan süreçte gerçekleştiğini belirtirsem, 9 yaşımda bile nasıl etkilendiğim ortaya çıkacaktır. Hala da çok kötü bir aktör olduğunu bilmeme rağmen Arnold Schwarzenegger'e toz kondurmamamın başlıca sebebidir T2.

T2 aşkı, bende ilk aşkımı yaşamadan önce gerçekleştiğinden ondan bile önceliklidir.

İlginç Bilgi: Finalde T1000'in Sarah Connor'ı taklit ettiği sahnede Linda Hamilton'ın ikiz kardeşi oynamış. Bu bilgiyi son izleyişimden hemen önce öğrenip epey şaşırmıştım.

1 Mart 2011 Salı

DIGITURK'TEN BLOGAJ



Digitürk, Lig TV maçlarını korsan olarak blogger üzerinden yayınlayanlardan dolayı blog sunucusu siteye dava açıp kazandı. Bu nedenle konuyla ilgisiz olan bloglar da dahil tüm blogspot üyesi bloglara blok geldi. Kısacası bloglara erişim yasaklandı. TTNET ve Süperonline'ın yavaş yavaş kestiği erişim bir süre sonra kimsenin girememesine sebep olacaktır. Proxy ve DNS ayarları aracılığıyla yapılacak değişiklikler bile tüm okuyucular kullanmayacağı için biz blog yazarlarına pek faydası olmayacak bir durum. Bu yüzden gelişmelerin ışığında bir çözüm bulunana kadar yayınım ara verebilir.

Kavga eden bir öğrenciyle beraber nasıl tüm sınıf okuldan uzaklaştırılmıyorsa, vergisini ödemeyen bir kişiden dolayı nasıl bütün bir ülke cezaya çarptırılmıyorsa internetle ilgili hukuk davalarında da benzer bir sonucu beklerdik. Ya da beklemezdik aslında. Digitürk'ten yargısına, adalet mekanizmasından hükümetine kadar bu ülke böyle bir ülke. Bu hale getirenler utansın.

OSCAR 2010: ZORAKİ OSCAR

Oscar 2010 ile ilgili değerlendirmemi bu kez önce dost sayfalardan paylaşmayı uygun buldum. Önce sevgili Sinem Ergun beni Ajanda isimli online e-dergide konuk etti. Misafir yazar olarak Oscar ödüllerini değerlendirdim. Derginin yeni sayısı birkaç saat önce yayına girdi. Bu dergiyi ve içeriğindeki yazımı online olarak buradan okuyabilirsiniz. Ya da isterseniz (ki bu yolu arşiv yapabilmeniz adına da tavsiye ederim.) buraya tıklayıp 5 dakikada indirebilirsiniz.

Yazının yayınlanacağı ikinci site ise her zaman olduğu gibi sevgili Kadri Karahan'ın kültür-sanat sitesi. Bu sitenin de yeni sayısı yarın yayında olacak ve yazımı Sinestar isimli köşemden okuyabileceksiniz.

Oscar 2010: Zoraki Oscar isimli yazımı gelecek hafta bugün bu sayfadan da okuyabilirsiniz.

ŞUBAT 2011 DÖKÜMÜ

Filmler:

1-Terminator 2: Judgment Day/Terminatör 2: Mahşer Günü: 10/10 (eleştirisi henüz yayınlanmadı)
2-Der Untergang/Çöküş: 9/10
3-Nuovo Cinema Paradiso/Cennet Sineması: 8/10 (eleştirisi daha önceki aylarda yayınlandı)
4-The Killing/Son Darbe: 8/10
5-Zodiac: 8/10
6-Inception/Başlangıç: 8/10
7-True Lies/Gerçek Yalanlar: 8/10
8-Stalingrad: 8/10
9-Reservoir Dogs/Rezervuar Köpekleri: 7/10
10-Mission: Impossible/Görevimiz Tehlike: 7/10
11-House of Games/Oyun Odası: 6/10
12-The King's Speech/Zoraki Kral: 6/10
13-Pit and the Pendulum/Dehşet Saati: 6/10
14-The Fighter/Dövüşçü: 5/10
15-The Jackal/Çakal: 5/10
16-Jamaica Inn/Jamaika Hanı-Kanlı Meyhane: 4/10
17-The Kids Are All Right/İki Kadın Bir Erkek: 1/10

Puan Ortalaması: 6,7/10

Belgesel:

The Nazis: A Warning from History/Naziler: Tarihten Bir Uyarı: 10/10