Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Marion Cotillard, Ken Watanabe, Joseph Gordon-Levitt
Oscar: 4 ödül (Görüntü Yönetimi-Wally Pfister, Görsel Efekt-Pete Bebb, Ses Kurgusu- Richard King, Ses Miksajı-Gary Rizzo), 4 adaylık (Film, Senaryo-Christopher Nolan, Müzik-Hans Zimmer, Sanat Yönetimi-Larry Dias)
IMDB Puanı: 8,9/10
Puan: 8/10
Geçtiğimiz yıl, onyıllara damgasını vurmuş yönetmenleri seçmiş ve 2000'lere Christopher Nolan'ın adını yazmıştım. Hatta hatta 2000'lerdeki belki de tek özgün yönetmen diyerek de mübalağayla karışık süslemiştim. Incepiton'ı ikinci defa izlediğimde bile doğru bir fikirde olduğuma bir kez daha kanaat getirdim. Belki sinema tarihi açısından bu konuda ahkam kesebilmek için biraz daha süre geçmesi gerekiyor ama 2011'in kış aylarında dahi görünen o ki Nolan hem 2000'lerin ilk 10 yılının en iyi yönetmeni hem de Hollywood'da gelecek vaad eden en önemli yönetmen. Üstelik, bugüne kadar kardeşi Jonathan Nolan olmasa bu kadar iyi filmler kotaramaz denilmesine rağmen senaryosunu yalnızca Christopher Nolan'ın yazdığı Inception, The Dark Knight/Kara Şovalye'nin gişe hasılatını saymazsak her anlamda en başarılı Nolan filmi oldu.
Inception, sinema tarihinde sinemayla ilgili yazılmış ama başka bir konu üzerinden yürüyen birkaç filmden biri oldu ve bunun da en iyi örneklerinden birini verdi. İlk izleyişte bile filmin buram buram sinema metaforu kokuyordu. Tüm o rüyalar hatta katmanlı rüyalar bile buna delaletti. Hemen baştan belirteyim, Inception, öyle IMDB Top 250'ye 3 numaradan dalacak kadar muhteşem bir film değil, The Social Network/Sosyal Ağ gibi filmlerle kıyaslanacak kadar da vasat bir film de değil. Hatta şu an listedeki 8. sıradaki yerini bile pek hak etmiyor lakin yine de Inception 2010'un kısır mı kısır geçen sinema takviminde ışıl ışıl parlayan belki de tek film.
Yıldızlar kadrosu diyemeyeceğimiz bir oyuncu kitlesi var Inception'da. İlk bakışta kadrodaki her bir isim birbirinden cafcaflı görünebilir ama filmde star diye nitelendirebileceğimiz tek isim var o da Leonardo DiCaprio. Ustalardan Michael Caine ve Pete Postlethwaite'in az dakika alması bile filmin kaliteli sos anlayışına dayalı. Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page ve Marion Cotillard'ın da yıldızlığa erişmekte olan isimler olduğunu belirteyim.
Inception'ın anlatım tarzını deşebilmek için filmi Alfred Hitchcock klasiği Rear Window/Arka Pencere ile beraber değerlendirmek lazım gelir diye düşünüyorum. O yüzden alttaki spoiler bölümü Rear Window filmini izlemeyenler için de geçerli. Açık ve net söyleyim, iki filmden yalnızca Inception'ı izlemiş olup Rear Window'u nasıl olsa izlemem diyenler spoiler bölümüne giriş yaptığı anda mükemmel bir film keyfini kaçırmış olacaklar ve sinefillik özellikleri hep bir parça eksik kalacak.
-SPOILER--------------------------------------------
Alfred Hitchcock'un Rear Window'u en çok konusundaki çeşitlilikle alkış almıştı. Film ilk bakışta bir cinayeti konu ediniyor, biraz daha içine girildiğindeyse aşkı konu ediniyor gibi gözüküyordu. Film aslında her iki konuyu da işliyordu ama belki de sinema tarihinde ilk kez bunu katmanlı bir anlayışla yapıyordu. Üçüncü ve en dip katmanda ise konumuz sinemaydı. Rear Window, sinema izleyicisinin filmlere müdahale edememesini psikolojik bir nakışlamayla ele alıyordu fakat bu katmana girebilmek için hem filmi dikkatli izleyebilmek hem de Hitchcock filmografisine hakim olmak gerekiyordu. Dikkat edilirse Inception bu çok katmanlılık işini sadece "konu"da değil "tema"da da oluşturmaya girişti ve bu işten alnının akıyla çıktı. Christopher Nolan, filmde inception operasyonunu başlattığı anda her türden film anlayışını rüya katmanlarına yayıp tek çeşit sinema seyircisindense çok çeşit izleyiciyi filme bağladı. Örneğin karlar içerisindeki hastane rüyası yani sondan bir önceki katman, o tip sahneleri içeren filmleri pek sevmediğimden dolayı beni sıktı. Aynı şekilde bir başka izleyici için de otel katmanı ya da yağmurlu sokak katmanı aynı etkiyi yapacaktı. Ama Nolan bu 4 katmanda izleyiciyi bağlama konusunda şansını 4 defa üstüste deniyor ve başarıyı bir anlamda garantiliyordu. Benim gibi bir izleyiciyi rüya katmanlarının yüzde 75'ine bağlaması film-Nolan-ben üçlüsünde büyük bir başarıydı. Ki bu 4 katmandan en az ikisine özdeşleşen bir seyirciyi puanlamada en az 7 ile yakalayabileceğine emindi Nolan. Hitchcock'un derdi biraz daha farklıydı. O, Rear Window'da beğeniye değil sanata odaklanıyor ve başarıyı yüzde 100 garantiliyordu. Nolan'la Hitchcock arasındaki bir fark da sondaki topaç sahnesinde gizli. Hitchcock'un kolay kolay katil kim oyununa bile başvurmadan büyük gerilimler yaratabildiğini düşünürsek vatandaşı Nolan'ın topacı merak unsuru olarak kullanmasıyla bir 20 fırın daha ekmek yemesi gerektiğini gösteriyor.
Bu topaç olayı filmin en büyük stratejik hatasıydı. Filmin bir sinema metaforu olduğunu bilmediğiniz veya anlayamadığınız vakit acaba topaç düştü mü düşmedi mi tartışmalarına boğulup gidebilirsiniz. Oysa topaç fikriyle Nolan, zaten seyirciye filmlere müdahale edememe psikozunu yaşatmayı amaçlayarak ilk bakışta çok büyük bir stratejiyi ortaya koyuyor. Fakat bir şeyi akıl edemiyor. Filmden sonra izleyicilerin büyük çoğunluğu bu film neyi anlatıyordan çok, o topaç düştü mü sorusuna eğilecek ve koca bir film tek bir anın getirdiği tartışmalar etrafında büyük yara alacak. Bu topaç fikrinin tek bir yararı var o da "yeniden bakmak" için seyircinin ikinci kez sinemaya gidecek ya da filmin DVD'sini mutlaka satın alacak olması. Kaldı ki bu olaya kafa yormaya bile gerek yok. Çünkü topaç olayı bir bilmece değil zaten. Nolan'a sorsanız o bile cevabını bilmediğini belirtir ya da tartışmaların çoğaldığını görüp, ekonomik davranıp yeni bir strateji geliştirmek adına bu konuda yeni bir fikir üretir ama ne yaparsa yapsın bu senaryonun son taslağındakiyle uyuşmaz.
Inception'da Rear Window'un James Stewart'ı Marion Cotillard'a dönüşüyor. Stewart'ın karakteri Jeff gibi Marion Cotillard'ın karakteri Mal da fazla sabit fikirli ve bu fikrinin aşkı bile yıkıp geçebileceğine inanıyor. Jeff, aşkın erkeği kısıtlayacağı fikrinden dolayı Grace Kelly gibi birini, sevmesine rağmen reddediyor, Mal ise yaşadığımız dünya gerçek değil fikrinin her yanını sarmasına yenik düşüp sevgilisini bile terk edip intihar edebiliyor. Zaten Dobb'ın fikri kendisinin ekmesinden dolayı duyduğu büyük pişmanlığın bir kısmı aslında Mal tarafından Dobb'a duygular yoluyla aktarılıyor.
Christopher Nolan'ın sinemaya bakış açısını ilk defa Inception'da bu kadar açık görebiliyoruz. Memento/Akıl Defteri'nde izleyici profiliyle sürekli oynaması ve buna rağmen izleyiciyi avucunun içine alabilmesiyle beraber düşünüldüğünde, gördüğümüz her rüyanın bir başkasının çektiği filmlere olan benzerliğinden yola çıkarak seyirciye altmetin bombardımanı uyguladığını düşünebiliriz. inception fikrinin başarıya ulaşması ise çoğu seyircinin yaşamını filmlere göre değiştirebildiğini, sinemanın asıl gücünün burada yattığını gösteriyor. Scent of a Woman/Kadın Kokusu'nu izleyip tango yapmayı öğrenmek istemek, ya da Kurtlar Vadisi izleyicisinin büyük kısmının kendini kabadayı gibi göstermeye başlamasını düşünürsek Nolan'ın ne kadar haklı olduğunu görebiliriz.
-SPOILER---------------------------------------------
İlginç Bilgi: Quentin Tarantino'nun her yıl yaptığı yılın en iyi filmleri Top 20 listesinde Inception yer almıyor.


0 yorum:
Yorum Gönder