8 Ocak 2011 Cumartesi

THE SOCIAL NETWORK/SOSYAL AĞ (2010)

Yönetmen: David Fincher
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Andrew Garfield
Oscar: 3 ödül (Uyr. Senaryo-Aaron Sorkin, Kurgu-Kirk Baxter, Müzik-Trent Reznor) 5 adaylık (Film, Yönetmen, Aktör, Görüntü Yönetmeni-Jeff Cronenweth, Ses Miksajı-Ren Klyce)
IMDB Puanı: 8,2/10
Puan: 7/10

Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince yapılan baskın epey ses getirmiş ve çoğu kişi İsrail mallarını boykot etme kararı almıştı. Bu kararlarını Facebook üzerinden paylaşan binlercesi, Facebook'un kurucusu ve sahibi Mark Zuckerberg'in de İsrail kökenli bir Yahudi olduğunu bilmiyorlardı anlaşılan. Bilselerdi eğer, hesaplarını kapatırlar mıydı? Samimiyetlerini bu şekilde belgelerler miydi? Hiç zannetmiyorum! Facebook bu denli bağımlılık yarattı ülkemizde. Sadece ülkemizde mi? Bütün dünyada Facebook, artık miting ve gösterilerin bile önceden duyuru ve planların yapıldığı bir platform haline geldi. Oysa Zuckerberg, siteyi Harvard öğrencilerinin sanal katalogu olması için kurmuş ve daha sonra bir paylaşım sitesi haline getirmişti.

"Facebook'un filmi"nin çekilmesi şaşırtıcı değildi. Hollywood bu fenomene bir şekilde el atacaktı muhakkak. Esas şaşırtıcı olan bu sabun köpüğü konuyu ele alacak kişinin 90'ların en iyi yönetmeni David Fincher olmasıydı. Fincher, Se7en/Yedi, The Game/Oyun ve Fight Club/Dövüş Kulübü gibi ardarda çektiği 3 filmle yeteneğinin zirvesine çıkmış ve ardından bence iyi bir film olsa da genel kabul görmeyen Panic Room/Panik Odası ve Zodiac'la imajını zedelemişti. The Curious Case of Benjamin Button/Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'yle de ilk defa Oscar törenlerinde aday listesine adını yazdırmış ama ödülü almayı başaramamıştı. Üstelik, bu film Fincher hayranlarınca ustanın en kötü filmi olarak kabul ediliyordu. Zamanında Ridley Scott ve James Cameron'ın çektikleri Alien/Yaratık serisinin üçüncü filmini emanet alacak kadar güven veren Fincher'ın 2000'lerdeki gerilemesi acil bir başyapıt ihtiyacı gerektiriyordu.

The Social Network, Fincher'ın ihtiyacı olan film değildi. Facebook filmini çekmesi gereken onlarca vasat yönetmen varken Fincher'ın bu kadar düşmesine gerek yoktu. Üstelik Fincher, bu filmden sonra bir yeniden çevrime imza atacak ve senaryo sıkıntısı çeken Hollywood'un Avrupa ve Uzakdoğu sinemasından örnekler satın almasına önayak olanlardan biri olacak. Man Som Hatar Kvinnor/Ejderha Dövmeli Kız, Fincher'ın bir sonraki filmi olacak. Öyle anlaşılıyor ki David Fincher'ın yarattığı rüzgarın yeniden esmesi için daha epey bir zaman gerekecek.

Proje ismi olarak baştan hatalı olan filmin kadrosu da Fincher'ın önceki filmleri kadar umut vermiyordu. Jesse Eisenberg, Andrew Garfield gibi duyulmamış oyuncular, Justin Timberlake gibi Fincher sinemasına taban tabana zır bir isim, Fincher kalitesini taşıyamayacak gibiydi. İşte bu yüzden filmi bir Fincher hayranı olsam da şimdiye kadar izleme isteği duymadım. İzlediğimdeyse de tam beklediğim gibi bir film çıktı karşıma.

Fincher yine, her zamanki gibi konu ne olursa olsun kapitalist insanın çöküşünü anlatıyordu. The Game bu temanın en ortada örneğiydi. Fight Club, yalnızca kapitalist toplumu değil tüm bir milenyum toplumunu yerden yere vuruyor ve Se7en da işin suç ve toplumsal yaşam kısmını topa tutuyordu. Panic Room, 21. yüzyıl insanının güvensizliğini ele alırken Zodiac, izi sürülemeyen tutkularda aynı asrın insanının kaybolmasını kendine dert ediniyordu. ...Benjamin Button bu açıdan bir ara filmdi ve Fincher'ın genel kalıbının epey dışındaydı. Fincher, Facebook bağımlılığı üzerinden yine bir sosyal durum tespiti yapacaktı. Üstelik bunu bir Facekolik aracılığıyla değil de bizzat siteyi kuran adamın üzerinde gerçekleştiriyordu. Filmin finalinde Zuckerberg'in sürekli olarak ekranı yenilemesi de bunun bir göstergesiydi zaten. Facemania, kurucusunu bile eline alabilmişti.

Facebook bir fenomen olmakla kalmamış, büyük hukuk davalarından da biri olmuştu. Aynı üniversiteden birkaç genç birbirini Facebook'u daha önce keşfetmiş olmakla ve fikrini çalmakla suçluyordu. Hukuk, bu konuda Zuckerberg'den yana olmasa da imajını sağlam kuran Zuckerberg, dünya çapındaki Facebook kullanıcılarının bunu dert etmeyeceğinden emindi. Zira, bir chatleşme esnasında sitenin kullanıcılarıyla dalga geçmiş ve tüm Facebook kullanıcılarına küfürler etmişti. Daha sonra özür dilese de sitenin üye sayısının düşmediğini de farketmişti.

The Social Network, genelde gerçek olayları kurguyla bulayıp ortaya bir roman çıkaran Ben Mezrich'e ait. Filmin de baş karakterlerinden biri olan Eduardo Saverin'in olayları Mezrich'e anlatmasıyla The Accidenial Billionaires kitabı ortaya çıkmış. Aaron Sorkin de bu romanı senaryo haline getirmiş. Senaryo taslağının bir kopyası eline ulaşan Fincher da hikayeyi filme almayı kabul etmiş. Hikayeye göre Zuckerberg, siteyi kız arkadaşının kendisinden ayrılmasına duyduğu kızgınlıkla hayata geçiriyor. Önce okulun kızlarının seksapelini sorgulayan bir anket sitesi açıyor ve daha sonra Hollandalı ikiz öğrenciler Winklevoss kardeşlerin Facebook benzeri bir siteyi kurmak amacıyla kendisine başvurulması üzerine fikri onlardan habersiz geliştirip TheFacebook adlı siteyi kuruyor.

Mark Zuckerberg, filme büyük bir tepki göstermiyor. Winklevoss Kardeşler'e ve Saverin'e ödenen tazminatlar belgeli olduğu için işin fikir çalma boyutu gerçek gibi görünüyor. Zuckerberg, yalnızca sitenin kuruluş motivasyonunun ayrıldığı kız arkadaşı olduğu konusuna çok kızmış. "Gerçeği yalnızca ben biliyorum" diyor. Fincher da bu filmin tamamen gerçekleri anlattığına dair bir imajın oluşmaması üzerinde fazlasıyla duruyor. O, Zuckerberg'i önüne yığılan milyon dolarların arasında kendi gerçekliğini kaybeden bir figür olarak görüyor. Zuckerberg, Fincher için hırsla anlattığı karakterlerden yalnızca biri. Tyler Durden'dan ya da Dedektif Somerset'ten tek farkı, Zuckerberg'in gerçek bir insan olması. Fincher, kendisi için Facebook'un nasıl kurulduğunun bir anlamı olmadığını özellikle belirtiyor. Gerçi film, Fincher'ın açıklamalarından haberdar olmayanlar için o beyanları kanıtlamaktan hayli uzak ve tüm yükü Zuckerberg'e yükleyen bir yapıya sahip.

Filmde Justin Timberlake'in karakteri Sean Parker'ın anlattığı Victoria's Secret'in kurulma hikayesi de film içinde bir film gibi duruyor. (...Benjamin Button'daki birbirini etkileyen olaylar dizisi sahnesinde olduğu gibi) Üstelik şaşırtıcı derecede Facebook'un ve Zuckerberg'in hikayesiyle benzerliği var. Fincher, büyük markaların arkasında hep bir trajedinin yattığına dikkat çekiyor ve belki de Balzac'ın "Her zenginliğin arkasında bir suç vardır" sözüyle hoş bir paralellik yakalıyor.

Film teknik olarak diğer Fincher filmlerine göre sınıfta kalıyor. Fincher'ın alamet-i farikası anahtar deliklerinden geçen kameralar, mekan sınıflandırmaları ve geniş alanlı çekimlere bu filmde rastlanmıyor. Hatta teknik anlamda birisi filmi Fincher'ın çekmediğini söylese inanabileceğimiz kadar sıradan bir film var karşımızda. Yönetmenin önceki filmlerinde hiç rastlanmayan bakır sarısı boğucu renk, sırf Zuckerberg'le benzer olsun diye çok hızlı konuşan ve seyirciyi yoran Jesse Eisenberg'in oyuncu yönetimi ve dağınık anlatım izleyicinin filmden sık sık kopmasını sağlıyor. Duruşma odasındaki penceredeki yağmura dikkat çeken Zuckerberg fikriyle 12 Angry Men/12 Öfkeli Adam'a selam gönderilmesi de olmasa tüm bir çekimde Fincher'a ait hiçbir şey bulamayacağız gibi.

Orijinalini pek sevmediğim ve The Twilight/Alacakaranlık gibi yalnızca belli bir yaş aralığına hitap ettiğini düşündüğüm The Girl with Dragon Tattoo için de benzer şeyler yazacağımıza eminim. 20.000 Leagues Under the Sea: Captain Nemo'nun da Fincher'a bir katkı sağlamayacağını düşünüyorum. Tam tersine Fincher bu yapıtlara katkıda bulunur en fazla. Bir an önce böyle büyük bir yeteneğin ve bir elin parmakları kadar az olan bir gruba ait önemli bir yönetmenin doğruyu bulacağı günleri beklemekten başka bir çaremiz yok anlaşılan.

İlginç Bilgi: Bir rivayete göre Erica Albright, Zuckerberg'e olan kızgınlığından dolayı hiç Facebook kullanmamış. Oysa filmin finalinde Albright'ın profilini görüyoruz.

4 yorum:

Özgür Sahin dedi ki...

Filmi izledikten sonra merakimi doguran nedense her arayisimda filmin konusuyla benzer seylere internette rastlayinca filmde anlatilanlara tamamen inanacaktim..
Demek ki Erica'nin profili yokmus !

Seninle Facebook'ta tanismistik bir de Muhammed :O) Kadri Karahan'in tüm ekibiyle oldugu gibi (Zeki Abi haric!)

Simdi gelecek yorumun icin sayfayi sürekli yenileyecegim :o)

Bilgiler icin cok sagol.. Not ettim bir kacini hafizama..

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Erica olayı rivayet. O yüzden "gerçeği bir tek Mark biliyor":)))

Facebook da diğer her kavram gibi doğru kullanıldığında insanın başına iyi bir şey getirenlerden biri:))

F5 tuşu bizim jenerasyonun sembolü olmalı:))

marlonbarando dedi ki...

Güzel yazı olmuş. Sadece "Se7en"ı çekmiş olması bile Fincher'ı çok iyi yönetmen yapıyor ama dediğin gibi son zamanlarda bayağı sönük kaldı.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Sağolasın. Bir zamanlar Hollywood'u kurtarsa kurtarsa Fincher kurtarır diyorduk şimdi Fincher'ı kurtaracak proje arıyoruz:)