Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Harrison Ford, Karen Allen
Oscar: 4 ödül (Kurgu-Michael Kahn, Görsel Efekt-Kit West, Ses-Bill Varney, Sanat Yönetimi-Michael Ford, Özel ödül-Ses Kurgusu-Ben Burtt) 4 adaylık (Film, Yönetmen, Görüntü Yönetimi-Douglas Slocombe, Müzik-John Williams)
IMDB Puanı: 8,7/10
Puan: 8/10
1980'lerin başında George Lucas, ilk Star Wars/Yıldız Savaşları'nı çekmesinin akabinde yapımcısı olduğu ikinci Star Wars'ü de çekerken oyuncusu Harrison Ford'un Han Solo karakterinde yakaladığı maceracı ruhu başka bir projede daha değerlendirmeyi fikredince olanlar oldu ve hiç yoktan bir b tipi niteliğinde çekilmiş a tipi film serisi yaratıldı. O dönemde prestijini iyice sağlamlaştırmış Steven Spielberg'in de olanca yaratıcılığıyla kamera arkasına geçmesiyle gelmiş geçmiş en eğlenceli filmlerden birinin çekileceği daha pre-prodüksiyon döneminde anlaşılmış oldu. Harrison Ford, zaten Han Solo rolündeyken Indiana Jones'u gözü kapalı canlandırabileceğinin sinyallerini vermişti.
George Lucas, hayalinde The Treasure of the Sierra Madre/Altın Hazineleri filminin delişmen oyuncusu Humphrey Bogart'ı canlandırıyordu Indiana rolünün biçimi hakkında. Steven Spielberg ise karakterin dinamiklerini hikayenin ortaya çıkaracağına inanıyor ve dört gözle senaryoyu bekliyordu. İlk önce Indiana'nın kostümü ve macera aleti belirlendi. Silah, çok zorda kalmadıkça kullanılmayacaktı, zira Indiana'nın her yanından ilkel dürtüyle kavgaya girişen bir maceracı akıyordu ve onun bütünlüğünü ateşli silahlar bozabilirdi. Bu yüzden kamçı seçildi.Kamçı, doğayla da uyumlu bir aletti. Marlon Brando'dan kalma, kostümcüler tarafından iyice eskitilmiş bir dizi deri mont tasarlandı ve şapka da eklendikten sonra Harrison Ford, artık Indiana Jones'a dönüşmeye hazırdı. George Lucas, Indiana'nın yalnızca amatör bir arkeolog olarak macera peşinde koşmasını istemiyordu. Ona göre Indiana aynı zamanda bir akademisyen olmalıydı. Gerçekten de filmde sınıfta takım elbisesiyle ders anlatırken Indiana bir anda bambaşka bir kimliğe bürünüyordu. Hikayenin asıl objesi için ortaya konan birçok fikir vardı. İçlerinden biri de sonradan 3. filme konu olacak olan Kutsal Kase'ydi. Bu obje Yahudilerin en çok peşinde olduğu Kutsal Ahit Sandığı oldu. Adolf Hitler bile bu sandığı bulabilmesi için bir ekip tasarlamış ama savaşın şiddetinden fırsat bulamamıştı. Lucas için düşmanı oluşturmak bu yüzden çok kolaydı. Naziler anında Indiana'nın karşısına dikiliverdi.
Raiders of the Lost Ark, her anından macera akan müthiş bir film oldu. Oscar adayı oldu fakat sıkıcı Chariots of Fire/Ateş Arabaları'na geçildi. Bugün sıradan bir sinema izleyicisi Ateş Arabaları'nı müziği hariç hatırlamazken Indiana Jones, tam bir efsane oldu. Spielberg'in ilk seri filmi olarak 3 bölüm daha çekildi. İlk üçleme çoğu ankette en başarılı üçlemelerden biri olarak görüldü. Harrison Ford, o muhteşem Han Solo performansının bile üzerine çıktı ve hayatı boyunca hep Indiana Jones olarak anıldı.
Film üçlemenin sonraki iki filmi gibi ana hikayeyle Indy'i tanıtmaktan başka bir bağ kurmayan bir yan hikayeyle açıldı. Güney Amerika'da altın bir putun peşinde akla gelmeyecek tuzaklardan sıyrılan ama ganimetini en büyük rakibi Beloq'a kaptıran Indiana Jones'un kişiliğinin önemli uzantıları bu sahnede ortaya çıktı. Sözgelimi gözünü budaktan sakınmayan biri olsa dahi yılanlardan korktuğunu bu sahnede öğrendik. Sahnede ilk göründüğü an mitolojik bir figür gibi tasarlanmıştı. Günümüzün mitolojik literatüre girmesi için her detaya dikkat edilen filmde Paramount Pictures'ın meşhur dağ resmi bile orijinaline uygun gerçek bir tepeyle eşleştirilmişti.
Amerikan gizli teşkilatının Kutsal Sandık için Indy'e başvurması ise asıl filmi başlatan olaydı. Sinema tarihinde pek tanınmamış Karen Allen'in mükemmel oyunculuğu sayesinde en az Indy kadar kaçık olan sevgilisi Marion'ı da bu anlarda tanıdık. Nepal'de Indy'nin gölgesinin başrolde oynadığı mini aksiyon sahnesi ise temponun yükseldiği ilk andı. Filmin kendine özgü ve daha sonra birçok filmde bir klişe olarak kullanılacak olan rota çizme sahnesi de ilk kez burada kullanıldı. Yolu Mısır'a düşen Indy ve Marion'ı hem Naziler hem de Belloq beklerken günümüzde Gimli olarak tanınan Jonathan Rysh-Davies'in Sallah Indy'nin tek dostu olarak hikayede yer aldı.
Filmin en önemli ve hikayesinin özünü oluşturan sahne ise Kahire pazarındaki düelloydu. Kılıç ustası bir haramiyle karşılaşan Indy o kendine has mimikleriyle fazla vakit kaybetmeden silahını çekip adamı deviriyordu. Bu, hem Spielberg filmografisinin de özü olan modernizmin geleneğe olan üstünlüğüne bir vurgu hem de bir macera filminin nüvesiyle ilgili ilginç bir kilit noktaydı. Indiana Jones'un tekrar yılanlarla karşılaşacağı mağaralardaki çizimler olsun, Kutsal Sandık'ın tasarımı olsun, hepsi sanat yönetiminde üstün bir noktayı gösteriyordu.
Raiders of the Lost Ark, seride en çok sevilen film oldu. Spielberg'in akıllı milyoner olmasına giden yolu artık sonuna kadar açan filmdi. 80'li yılların en büyük sinemasal idolü Indiana Jones olmuştu. Stephen Sommers'in The Mummy/Mumya serisiyle yapılan bir taklit versiyonu bile gişe hasılatını daha baştan cebine koymuştu. Filmin John Williams imzalı müthiş müziği, izleyicinin ıslığını esir alıyor ve uzun bir süre etkisinde bıraktırıyordu. Öyle ki Dünyayı Kurtaran Adam filminde bile bu melodiyi sıkça dinlemiştik. Indiana Jones serisinin en güzel yanı ise serideki tüm filmlerin birbirinden kaliteli olmasıydı. Bu film sayesinde bir nesil hem arkeolojiye gönül verdi hem de sinemanın mahir ellerde nasıl büyük bir eğlence yerleşkesi olabileceğini kanıtladı. Indiana Jones adı o kadar çok sevildi ki serinin diğer filmlerinde bu ad başa yazıldı. Hatta Raiders of the Lost Ark'ın günümüzdeki DVD kayıtlarında bile başa geçti. Bize de sinema tarihinin en hayran olunası karakterlerinden birini zevkle izlemek kaldı.
İlginç Bilgi: Bu filmde kullanılan denizaltı, Wolfgang Petersen'in kült filmi Das Boot'undan ödünç alındı ve kısa çekimi tamamlandıktan sonra tekrar Petersen'e teslim edildi.


0 yorum:
Yorum Gönder