Yönetmen: Roland Joffe
Oyuncular: Robert De Niro, Jeremy Irons
Oscar: 1 ödül (Görüntü Yönetimi- Chris Menges), 6 adaylık (Film, Yönetmen, Kurgu- Jim Clark, Müzik- Ennio Morricone, Kostüm- Enrico Sabbatini, Sanat Yönetimi- Stuart Craig)
IMDB Puanı: 7,4/10
Puan: 7/10
Cannes'da sessiz sedasız Altın Palmiye ödülünü kazanan ama Oscar ödüllerinde Oliver Stone'un Platoon/Müfreze'sine geçilen (ödülü hakeden de Platoon'dur kanımca) The Mission, Robert De Niro'nun oynadığı, izlemediğim çok az "büyük" filmden birisiydi. Her ne kadar kendini izletme anlamında filmin bendeki itici gücü De Niro'dan ziyade Gabriel's Oboe olsa da De Niro'nun el attığı her işe sihirli bir değnek misali başarı kazandırdığı dönemin filmlerinden birini de izleme şansına sahip oldum.
The Mission, Roland Joffe'nin elinde değil de "yönetmen tarzı"na sahip başka bir ismin, örneğin Francis Ford Coppola'nın eline geçmiş olsaydı, bugün unutulan bir dönem yapıtından ziyade tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak anılırdı. Güney Amerika'da; Avrupa'daki Kilise'nin gücünün azaldığı bir dönemde yerlileri Hristiyanlaştıran misyonerlere Orta Çağ'ın bitiminde yapılan baskının altyapıya oturtulduğu film için Kolombiya'nın eşsiz doğası büyük bir artı değer katıyor. Ennio Morricone'nin o doğayı çok iyi tespit edip bestelediği eserleri de dramatik yapının sosunu oluşturmakta. De Niro ve Irons gibi iki çok büyük oyuncunun varlığı da filmin başarısını garantiliyor. Yönetmene kalan tek şey hikaye anlatımı The Mission'da. Fakat gelgelelim Joffe üstüne düşeni başarmakta yetersiz kalıyor.
Özellikle ikinci yarıda gelişen politik çatışma, son derece beceriksizce anlatılıyor. Cizvitler, Portekiz'in yayılmacılığı gibi konular hakkında bilgi sahibi olmayan bir izleyici için başarısız bir anlatım tekniği kullanılıyor. Olayları çözmek epey zorlayıcı bu anlarda. Finaldeki savaş da bu nedenle kafa karışıklığından sonraya denk gelip etkisini oluşturmakta zorlanıyor.
Fillerin tepiştiği Güney Amerika cangılında arada ezilen yerlilerin iki büyük güç; kilise ve krallık karşısındaki hali, günümüz Afrika, Ortadoğu, Güneydoğu Asya ve elbette Güney Amerika'sına da uyarlanabiliyor. Ülkelerin aralarında kriz çıkan sömürge topraklarda ölen yerli halk, filmde sadece zaman ve mekan değişikliğine uğruyor. De Niro'nun köle tüccarı, tövbekar karakteri bile bu "ezilme"yi doğru noktalardan görüp Irons'ın pasifist rahibinin zıt noktasında durabiliyor.
Gabriel's Oboe bu filmde ayrıca değinilmesi gereken bir konu. Ennio Morricone'nin tarifsiz dehasının en müthiş örneklerinden biri olan şarkı, değişik varyasyonlarıyla film için bestelediği iki şarkıdan biri. Diğer şarkı The Falls da muhteşem ama Gabriel's Oboe kadar değil. Morricone'nin neredeyse tüm best of ve toplamalarında yer alan şarkı, Yo-Yo Ma ve Sarah Brightman tarafından da aranje edilmiş.
İlginç Bilgi: Kolombiya'daki çekimler o kadar zorlu geçmiş ki tüm ekip dizanteriye yakalanmış. Hasta olmayan çok az sayıdaki kişiden biri de Robert De Niro'ymuş.


1 yorum:
Bence de "underrated" filmlerden biri. Rahatlıkla izleniyor ama hayatın anlamını açıklamıyor tabi..
Yorum Gönder