Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Harrison Ford, Shia Labeouf, Cate Blanchett
IMDB Puanı: 6,5/10
Puan: 8/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki Indiana Jones serisinden en az bir film izlemediğim bir sene benim için heyecansız bir senedir. Bu yıl da nasıl olduysa bu seriyi unutmuştum ki yıl bitmeden aklıma geldi ve hem kendim o eğlenceyi bir daha yaşadım hem de öğrencilerimin çocuk dimağlarına Indy abilerini yerleştirdim. 1 aydır okuduğum ve hala bitiremediğim (sebebi kitabın kendisi değil tamamen Almina'dır) Erich von Daniken kitabı Erinnerungen an die Zukunft/Tanrıların Arabaları'ndaki eski çağlara ait, uzaylıların yaptığı iddia edilen yapılar hakkında yazılanların içimde tarif edilemez bir şiddetle beni Doktor Jones'a yönlendirdiğini söylemeliyim. Dünyada görmek istediğim ilk 3 yerden biri olan Peru'daki Nazca düzlüklerini de içeren hikayesiyle IJ4 (Filmin adı çok uzun olduğundan bununla idare ediverin.) 4. kez izlerken bile her türlü sinemasal duyguyu yaşattı bana.
Seride epey hakkı yenen bir filmdi IJ4. Evet önceki filmlere nazaran biraz yapay biraz da sarsak gözüküyordu ama 60'larına gelmiş bir Harrison Ford'dan ve artık her adımı klişeleşmeye yüz tutan film serisinin varlığını bile bile izlemiştik filmi zaten. Üstelik sinemada izlediğim tek Indy filmi olması gibi kalbimde ayrı bir yer tutması da vardı kaderde. Bir kere her şeyden önce serinin en komik filmiydi. 2. filmdeki kasvet, 3. filmdeki bilimsellik ve ilk filmdeki macera serinin kendi içindeki baskın yanlarıydı. Komedi zirvesi ise 4. filme düşmüştü zahir.
Steven Spielberg'in de dediği gibi önceki filmleri geçecek bir film olması zaten baştan plan dahilinde değildi. Her şey Indy hayranlarının bitmez tükenmez 4. film isteği ve Harrison Ford'un ısrarıyla başlamıştı. Ki bu filmin gösterime girmeden evvel bir 15 senelik mazisi de vardı. Spielberg'i ikna etmek George Lucas için deveye hendeği atlatmakla eşdeğerdi. Nihayet hendek de geçilmiş ve senaryo konusunda büyük ikilemler yaşanmıştı. The Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli, The Green Mile/Yeşil Yol gibi önemli filmlerin yönetmeni Frank Darabont'a yazdırılan ilk senaryo kabul görmemiş ve aynı mevzu üzerinden Hollywood'un altın senaristlerinden David Koepp hikayeyi yeniden yazmıştı. Filmin adını koymak bile neredeyse 6 ay sürmüştü. Shia LaBeouf'un oynadığı Indy Jr. karakterinin kız mı erkek mi olacağı bile uzun uzun tartışılmıştı. Nihayet film, ilk 3 bölümde olmayan uzaylı (gerçi filmde uzaylıdan ziyade boyutlararası yaratıklar terimi geçiyor) teması, küçük Indy ve Indiana Jones yaşlanacağı için haliyle Soğuk Savaş yılları ve Rusları çeşni yaparak çekilmeye başlanmıştı.
Filmde Indiana Jones'un ilk kez göründüğü sahne, efsanenin geri döndüğüne dair imza gibi adeta. Indy'nin ilk filmden beri ezberlediğimiz gölgesi, kirli şapkası eski dostun geri geldiğini müjdeliyordu ve daha ilk replikler bile seyirciyle temas halindeydi. Maceranın zor geçeceğine, artık yaşlandıklarına dair ufak bir muhabbetle selamlanıyorduk. İlk 3 filmdeki gibi, filmin geri kalanıyla bağlantısı çok az olan bir mini macera bu filmde yaşanmıyor ve direkt hikayeye geçiliyor. 51. Bölgedeki çatışma ve ardından gelen müthiş nükleer patlama sahnesiyle hiç hız kesmeden Indy ile oğlunun tanışmasına yol alıyor film.
Mutt Williams, Indy'nin kendine özgü giyim tarzından ziyade Marlon Brando'nun The Wild One/Kanlı Hücum filmindeki haline özenen bir çocuk. Indy, nasıl kamçısıyla özdeşleşiyorsa o da bıçağıyla özdeşleşmiş. Shia LaBeouf ne kadar özenli oynasa da yine de gönüller Indy'de olduğundan çocuğa alışabilmek bizim için zor geliyor. Film, dönemin şartlarını da es geçmiyor ve Amerika'daki anti-komünizm çılgınlığını, Indy'yi komünist şüphesiyle fakülteden atmaya kadar götüren FBI'ı da hikayeye dahil ediyor.
Şüphesiz filmin en keyif verici sahnesi ormanda arabalar üzerinde geçen çatışmalar. David Koepp'in aksiyon senaryosu yazmada nasıl mahir olduğu salt bu sahneyle bile gözden kaçmıyor. Karen Allen'in aynı deli kız tavırlarıyla yıllar sonra karşımıza çıkması, Indy'nin babalık duygusuyla nasıl nevrinin döndüğü, arkeolojik tema zenginliği IJ4'ün gönlümüzde yer etmesi için ile yeterli sebeplerken Cate Blanchett'ın oya gibi işlediği kötü kadın tiplemesi pastaya sos oluyor.
Aslında şu var; herhangi bir Indiana Jones filmi ne kadar anlatılsa anlatılsın, hakkında ne yazarsak yazalım keyfini alabilmek için bizzat izlenmesi gereken bir filmdir. Steven Spielberg'in içinde hiç büyümeyen o çocuk ve Lucas, Ford, Koepp gibi macerayı sunma konusunda dehalar da cabası. IJ4, sadece bunun için bile bağırlara basılası.
İlginç Bilgi: Stalin'in gerçekten de kristal kafatası saplantısı varmış ve Kızıl Ordu'dan bir grup askeri gerçekten de bu kafataslarını bulmak için oluşturmuş.

















