Yönetmen:
Stanley Kramer
Oyuncular:
Spencer Tracy,
Burt Lancester,
Maximillian Schell
Oscar: 2 ödül (Aktör-
Maximillian Schell, Uyr. Senaryo-
Abby Mann) 9 adaylık (Film, Yönetmen, Aktör-
Spencer Tracy, Yrd. Aktör-
Montgomery Clift, Yrd. Aktrist-
Judy Garland, Kurgu-
Frederick Knudtson, Kostüm-
Jean Louis, Grt. Yönetmeni-
Ernest Laszlo, Sanat Yönetmeni-
George Milo)
Puan: 10/10
2. Dünya Savaşı'nın bitiminde savaş suçlularını yargılamak için, Nürnberg'te kurulan mahkemeler, bugün hukuka uygunluğu konusunda hala tartışması yapılan mahkemelerdi. Hitler ve yakınındaki Alman politikacı ve generaller ya intihar etmiş ya da savaş içinde öldürülmüştü. Bu ekipten yalnızca
General Herman Göring kalmış ve Nürnberg'in en gözde mahkumu olmuştu. 2000 yılında
Yves Simoneau'nün çektiği bir başka kaliteli yapım olan
Nuremberg mini dizisinde yargılanışı konu edilen Göring de asılmadan hemen önce intihar etmişti.
Judgment At Nuremberg/Nuremberg Muhakemesi, Göring'in intiharından sonrasını ele alan bir üstün-yapım.
1960'ların sinemadaki üstün-yapım geleneğini başlatan filmlerden biri olan
Nuremberg Muhakemesi'nde savaş esnasında ve tüm Nazi iktidarı boyunca önemli kararlara imza atmış olan yargıçların yargılanması yarı-kurgu yarı gerçek bir düzlemde anlatılıyor. Film, tüm sanıklara odaklanmayıp aralarındaki en ünlüsü, bakanlık da yapmış olan ve
Burt Lancester'in canlandırdığı
Ernst Janning'in hikayesinin üzerinden anlatımı gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Mahkeme filmleri de diyebileceğimiz o özel türün en iyi numaralarını kullanarak,
Otto Preminger'in traji-komik
Anatomy Of A Murder/Bir Cinayetin Anatomisi'ni de referans alarak oluşturulan muhteşem bir kurguda izliyoruz gelişmeleri.
Stanley Kramer'la neredeyse ortaklığa kadar giden bir oyuncu-yönetmen ikilisi oluşturan
Spencer Tracy'nin baş yargıç rolü ekseninde ilerleyen hikaye 3 saatlik süresi boyunca çok az bazı ek sahnelerin dışında hemen hemen tamamıyla mahkemede geçiyor.
Judgment At Nuremberg'in en önemli kozu şüphesiz bir yıldızlar geçidi gibi duran oyunculukları. Özellikle sanıkların avukatı rolünde
Maximillian Schell, Oscar'ı da kucaklamasını sağlayan oyunculuğyla gerçek-rol arası çizgiyi muğlaklaştırıyor ve kendi kariyerinin en muhteşem performanslarından birini veriyor. Filmdeki gerilimi de zirveye taşıyan
Judy Garland'in tanıklığı sahnesinde adeta kendinden geçiyor ve 2000'lerde pek rastlanmayan bir seyir zevkini tek başına sağlıyor. Yaşlı hakim Dan Haywood rolünde
Spencer Tracy, tam da oynaması gerektiği gibi oynuyor ve duru bir rolbazlıkla özdeşleşmeyi sağlıyor.
Burt Lancester, film boyunca suskun kalması gereken bir rolü adeta gözleriyle oynuyor ve bir başka efsane aktör
Montgomery Clift de göründüğü 15 dakikalık bölümde
Anthony Perkins'in
Norman Bates karakterini hatırlatan üstün bir delilikle aktörlüğünün kalitesini bir kez daha kanıtlıyor.
Yahudileri kısırlaştırma, toplama kamplarına gönderilmesine izin verme ve Nazilerin siyasal düşmanlarının aleyhine hükümler verme konusunda suçlanan 4 hakimin yargılarının incelendiği mahkeme boyunca, yalnızca bu 4 hakime odaklanmış bir olay örgüsü izlemiyoruz. Tam tersine onların yargılanmalarının ışığında, sıradan Alman halkının, ABD'nin, Avrupa'daki müttefik ülkelerinin Naziler konusundaki tutumlarını da yargılama imkanını buluyoruz. Özellikle avukat rolündeki
Maximillian Schell'in kapanış konuşmasında da belirttiği üzere savaşa Almanya'nın düşmanı olarak katılan ülkelerin bile yeri geldiğinde çıkarları doğrultusunda Hitler'e nasıl da yardımcı oldukları çarpıcı bir biçimde ortaya konuluyor.
Film, hem kendi içinde hem de izleyicinin gözünde bir taraf tutma noktasına gitmiyor. ABD'yi, sanayicilerini, Roosvelt'i ve ordusunu da sonuna kadar eleştiren bir anlatım var filmde. Tam kararın verileceği sırada Alman halkının desteğinin kazanılmadan Ruslarla yarışa giremeyeceğini anlayan ABD, bürokratlarının hakime, sanıkları beraat ettirme konusunda yaptıkları baskı da incelikle anlatılmış. Yanı sıra Alman halkını ve eski Nazi üyelerinden birini temsilen
Marlene Dietrich'in canlandırdığı asilzade Bertholt'ün yaşadığı ikilem de filmi destekleyen yan öğelerden. Sorumluluğu 1 yıldır hakimlik yapmayan taşralı Haywood'a yıkan Nüremberg organizasyonunun da işin içindeki konumu cabası.
Soğuk Savaş teriminin henüz kullanılmadığı 1948 yılında filmde bu terim de bir kez yer alıyor. Ayrıca Dachau toplama kampından çekilen gerçek görüntüler de filmde yer alıyor. Ayrıca 1961'e gelindiğinde Nürnberg'de yargılanan hiçbir suçlunun hapiste kalmadığını öğreniyoruz.
Judgment At Nuremberg, 1961'de 11 dalda aday olduğu Oscar'ların büyük çoğunluğunu
West Side Story/Batı Yakası Hikayesi'ne kaptırıyor. Bunda filmin, kendi ülkesinin savaş esnasındaki ve sonrasındaki tutumunu boydan boya eleştirmesinin getirdiği "negatif etki" önemli bir etken. Başka türlü, henüz Soğuk Savaş döneminin içinde bulunan ABD sinemasının içeriden çıkacak çatlak seslerin susturulmasının güçleşeceği de malum. Oysa, Kramer'ın üstün-yapımı her şeyiyle yılın filmi olmayı hak ediyor.
İlginç Bilgi: Filmde, Nürnberg'de geçen sahneler, şehrin yıkık görüntülerinden oluşan bir filmin üzerine stüdyo çekimlerinin montelenmesinden oluşuyor.