Yönetmen: Jim Sheridan
Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Pete Postlethwaite, Emma Thompson
Oscar: 7 adaylık (Film, Yönetmen, Aktör, Yrd. Aktör, Yrd. Aktrist, Senaryo-Terry George, Kurgu-Gerry Hambling)
IMDB Puanı: 8/10
Puan: 9/10
U2'nun In the Name of the Father parçası eşliğinde, filme konu olan, gerçekte de yaşanmış bombalama olayıyla şok bir başlangıçla açılan ve jenerik yazıları sürerken bile şarkının da yarattığı olağanüstü atmosferle etkisini sürdüren film, My Left Foot.../Sol Ayağım'la çıkış yapmış İrlandalı yönetmen Jim Sheridan'ın hala daha iyisini yapamadığı büyük bir sanat eseri olarak kayda geçti ve hiç unutulmadı. Yayınlandığı dönemde Cine 5 aracılığıyla Türkiye'de de hemen her gün televizyonda izlediğimiz film, Daniel Day-Lewis'in de sadece özürlü rolünü kotarabilen bir oyuncu olmadığını, dünya çapında bir aktör olduğunu kanıtladı.
IRA eylemlerinin en yoğun döneminde geçen In the Name of the Father, orijininde İngiliz adaleti ve bu ülkenin IRA'ya yaklaşımındaki politik metodları çarpıcı bir stille aktaran ama bir o kadar da altyapısına bir baba-oğul ilişkisini alan bir film. Özellikle Pete Postlethwaite'in muazzam oyunuyla o dönem için popüler olmamış bir oyuncu olarak filmin bu argümanını daha da sağlamlaştırdığını söyleyebiliriz. Filmin kilit karakteri olarak Postlethwaite başarısız olsaydı yapıtın çimentosu şüphesiz eksik kalacaktı. 1993'te In the Name of the Father'ın epey gürültü çıkarmasının bir sebebi IRA-İngiltere ilişkisi ise bir sebebi de oyunculukların herbirinin üyüksek kalitede sunulmasıydı.
In the Name of the Father, kritik noktalara yerleştirilmiş incelikli sahneleri ve göndermeleriyle de göz doldurdu. Başlangıçtaki kovalamaca sahnesiyle mahalli direnişi eksiksiz anlattı. Hapishanede izlenen The Godfather/Baba filmindeki Vito-Michael Corleone sohbetiyle Gerry'nin babasıyla olan iletişimi bir metaforla güçlendirilmiş oldu. Ve elbette, Giuseppe'nin ardından pencereden aşağı atılan yanan gazetelerle çekilen mükemmel uğurlama sahnesi filmin duygusal tonunu zirveye çıkardı. Finalde Daniel Day-Lewis'in mahkeme sıralarına basa basa ön kapıya doğru ilerlemesi de film boyunca izleyiciye verilen donelerle sıkışan şiddet duygusunun patlama anıydı. Gerry Conlon'ın sonda yaptığı açıklama esnasında konsantre olmuş bir izleyici için duygusal boşalma hiç de güç değildi. In the Name of the Father bu açıdan kurgunun şaheserlerinden birisi olarak sinema tarihine geçti.
1993 yılında rakibi Schindler's List/Schindler'in Listesi'nin baskın başarısı olmasa Oscar'ı kazanmakta hiç zorlanmayacak bir yapıttı In the Name of the Father. Fakat Oscarsız dahi tüm zamanların en iyi filmleri arasına rahatlıkla girebilir. Genç John Lynch'i hippi rolüyle izlemenin tadı da cabası.
İlginç Bilgi: Filmde anlatılan davada, gerçekte kanıt saklayan birden fazla polis müfettişi vardı, oysa film sadeleştirme amacıyla yalnızca Dixon karakteri üzerinden bu konuya eğildi.


0 yorum:
Yorum Gönder