20 Eylül 2010 Pazartesi

TOPLU GÖSTERİM


 Neredeyse 1 ay önce verdiğimiz molayı yavaş yavaş bitirelim. Güzel bir dinlencenin akabinde yaz aylarının rehavetini de atmışken, işe bu dönemde izlemiş olduğum tüm filmlerin kısa değerlendirmeleriyle başlamak isterim. Aralarında başlıbaşına bir yazıyı hakeden birkaç film olsa da bir toplu özetin dışındaki her formül bana daha çok zaman kaybettirecek gibi geliyor.

Ağustos 2010 filmleri:

1-American Psycho/American Sapığı (2000)

Yönetmen: Mary Harron
Puan: 1/10

Ne zamandır aklımda olup da bir türlü el atamadığım bir filmdi. Romanı klasikleşmiş son dönem ürünlerinden biri olması ve adındaki "psycho" kelimesinin çekiciliği (!) filme daha fazla geç kalmamaya itti beni. Ama sonuç hüsran oldu. Kan arzusuna dayalı psikopat katil hikayelerini sözde alaşağı etme ihtiyacı hisseden bunu da kapitalizmin zararları metaforuyla işlemeye çalışan ama her ikisinde de sınıfta kalan bir filmdi American Psycho.

2-Man Som Hatar Kvinnor/Ejderha Dövmeli Kız (2009)

Yönetmen: Niels Arden Oplev
Puan: 5/10

Son zamanlarda hangi platforma baksam adına mutlaka rastladığım bu İsveç filmini David Fincher yeniden çekmeye karar verince izlemek farz olmuştu. 2009 yapımı olmasına rağmen, özellikle romanının kazandığı popülarite sayesinde bu yıl ülkemize gelen film, ay içerisinde sinemalarda olacak. Tek bir filmden ziyade üçleme tamamlandığında (tamamlanırsa elbette) daha doğru yorumlar yapılabilecek filmi, her açıdan vasat buldum.

3-Back to the Future/Geleceğe Dönüş (1985)

Yönetmen: Robert Zemeckis
Puan: 8/10

Herhalde hakkında söylenmeyen hiçbir şeyin kalmadığı çok az sayıda filmin başında geliyor Geleceğe Dönüş. Bizim kuşağın hayal filmlerinden ve günümüz bilimkurgularının soğuk ve mekanik yanının aksine 80'lerden tüm çocuksuluğuyla gelen bir başyapıttı. Devam filmleri bu müthiş formüle tam olarak tutunamasa da üçleme olarak da başarılı.

4-Hook/Kanca (1991)

Yönetmen: Steven Spielberg
Puan: 4/10

Spielberg filmografisinin gişe rakamları haricinde herhalde en başarısız üç filminden biridir Kanca. Büyük yönetmenin biraz da kendini anlatabilmek için yola çıktığı bu Peter Pan uyarlaması, çocukken bile hiç çekici gelmemişken bu yaşta izlediğimde daha da itici göründü gözüme. Üstelik Dustin Hoffman'a rağmen.

5-Days of Wine and Roses/Gül ve Şarap (1962)

Yönetmen: Blake Edwards
Puan: 8/10

Herhalde bu blogda en çok kurduğum cümle "ne varsa eskilerde var" olacak ve iyice klişeleşecek ama yine de ne varsa eskilerde var demekten geri duramıyorum. Blake Edwards'a verilen Onur Oscarı'nın görüntülerinden evvel ustanın filmlerinden kısa sahneler içeren bir video sunulmuştu. O videoda Jack Lemmon'ı dramatik bir sahnede görünce hemen filmi edindim. Jack Lemmon gibi bir komedi dehasının dramatik rolünü izlemek için karşısına geçtiğim film, alkolizm içerikli aile dramasıyla beni yıkıp geçti diyebilirim. Blake Edwards gibi komedi kökenli bir yönetmenden beklenmeyecek ölçüde sağlam bir dram olan bu film sayısız kez izlenmeyi hakediyor.

6-The Departed/Köstebek (2006)

Yönetmen: Martin Scorsese
Puan: 8/10

Her ne kadar Scorsese'ye Oscar getiren film olarak tanınsa da tek başına hakettiği ayrı bir değeri de var bu filmin. Ne kadar uyarlama olursa olsun kendi zaferini ilan edecek kadar ustaca çekilmiş. Finaldeki asansör sahnesi başka bir yönetmenin eline geçse herhalde gişe kaygısı ve eleştirmen korkusu yüzünden farklı ele alınabilirdi. Ama Scorsese, özgün bir yönetmen olduğunu o kısa ama vurucu sahnede bile kanıtladı.

7-Batman Begins/Batman Başlıyor (2005)

Yönetmen: Christopher Nolan
Puan: 7/10

Yeni binyılın hali hazırdaki en iyi yönetmeni olan Nolan'ın çizgiroman fanatiklerine hediye ettiği ve Joel Schumacher tarafından itibarı iki paralık edilen Batman serisini yeniden başlattığı Batman Begins, kaliteli bir başlangıç filmi. Dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilecek kadar büyüklüğü yok fakat vasatı da fazlasıyla aşıyor. Bir başka anekdot da bu filmi izledikten sonra The Dark Knight/Kara Şovalye'nin değerinin daha iyi anlaşılması.

8-Eraser/Silici (1996)

Yönetmen: Chuck Russell
Puan: 4/10

IMDB'deki oylama geçmişimde bu filme 8 puan vermiş olduğumu gördüm ama neye dayanarak bu kadar yüksek bir oy verdiğimi de bir türlü hatırlayamıyordum. Kanaltürk'ün filmi yayınlaması bu açıdan iyi oldu. Demek ki henüz "toy" zamanlarımda izlediğim bir filmmiş. Sonuç olarak vasatın altında, senaryo açıkları ve kötü oyunculuklarla dolu bir eğlencelikti.

9-What Just Happened (2008)

Yönetmen: Barry Levinson
Puan: 3/10

Herhalde Al Pacino'yla beraber Robert De Niro kadar son 20 yılda efsanevi geçmişini bu kadar yerlere düşüren başka aktör yoktur. De Niro gibi bir muhteşemlik örneğinin böylesi vasat bir filmin başrolünde olması gerçekten düşündürücü. Bir Hollywood yapımcısının işinde ve ailesinde yaşadığı sorunlar, biraz da Hollywood'un iç yüzü teması fazlasıyla sıradan. Sean Penn, Bruce Willis gibi starlar bile bu filmde ne aradıklarını bilmiyorlardır eminim.


1 Eylül 2010-20 Eylül 2010 filmleri:

1-The American President/Amerikan Başkanı (1995)

Yönetmen: Rob Reiner
Puan: 5/10

Rob Reiner, bir karıncanın uyumasını çekse yine seyrederim. Hollywood'da onun kadar meşhur olamamış ama kalitesi tavan yapan başka bir yönetmen yoktur herhalde. The American President, Rob Reiner'ın en sıradan filmi ama yine de kendi içinde bir seyir zevki var. Michael Douglas ve Annette Bening gibi iki yanlış kararın yerine daha uygun isimler seçilse ve senaryo Amerikan yasalarını biraz daha global ele alsa tipik Rob Reiner kalitesi yakalanacakmış ama maalesef o düzey kaçırılmış.

2-Perfume: The Story of a Murderer/Koku: Bir Katilin Hikayesi (2006)

Yönetmen: Tom Tykwer
Puan: 8/10

Alman yönetmen Tykwer'nin İngilizce çektiği, konusu Fransa'da geçen bu global hikayeyi 4. kez izlemiş olsam da yine ilk izlenişteki hazzı alabildim. Stanley Kubrick'in bile koku duyumsamasını aktarma problemi yüzünden sinemalaştırılamaz damgasını vurduğu hikaye, başarılı ve genç yönetmenin elinde bir başyapıta dönüşmüş. Özellikle de bir gravürden farksız orgy sahnesi, sinema sanatının zirvelerinden biri olmuş.

3-Star Wars/Yıldız Savaşları (1977)

Yönetmen: George Lucas
Puan: 8/10

Aradan geçen 33 yıla rağmen hala ilk Star Wars'ün çığır açıcı etkisini yakalayabilen film sayısı bir elin parmaklarını geçemiyor. Annie Hall'e verilen Oscar'dan sonra bu filmin kaybına yanmamak imkansız. Neyse ki film, tüm zamanların en iyi gişe başarılarından birine sahip de hiç olmazsa maddi bir kayba uğramamış. Han Solo karakterinin verildiği Harrison Ford'a yıldızlığı getirmesi bile yeter.

4-The Stoning of Soraya M./Soraya'yı Taşlamak (2008)

Yönetmen: Cyrus Nowrasteh
Puan: 6/10

Ne anlattığına bakıldığında yere göğe sığdırılamayan bu filme biraz da "nasıl anlattı" yönünden bakılsaydı hiç bu kadar abartılmazdı herhalde. Her dramatik hikaye anlatan ya da el atılması ciddi cesaret isteyen konulara el atan filmleri baş tacı yapacaksak işimiz var. The Stoning of Soraya M., çok ciddi senaryo problemleri olan, neredeyse hiçbir şeyin neden-sonuç ilişkisine bağlanmadığı, tutarsız, figüratif oyuncular ve karikatürize karakterler arasında vasatı ancak aşabiliyor. Müzikleri, Shoreh Aghdashloo'nun oyunculuğu ve cesareti de olmasa vasata tırmanacak gücü kalmayacakmış demek ki. Onca platformda Soraya'yı Taşlamak'ı taşlayabilen bir tek yorum okuyamamak oldukça can sıkıcı.

5-Inception/Başlangıç (2010)

Yönetmen: Christopher Nolan
Puan: 8/10

Bu 8 puan aslında biraz 7,5'tan 8. Top 250 listesinde 3. sıraya kadar çıkan, bir anda gündem yaratan bir film olarak fazla abartıldığını gördüm. Şüphesiz muazzam bir anlatı ve yapısının sağlam kurulduğu bir görsel mucize bu film ama işte o kadar. Bir sinema metaforu, izleyici-yapımcı ilişkisinin rüya-yaratıcı ilişkisiyle bütünleştirilmesi takdire şayan, öte yandan Nolan'ın ilk ve tek kısa metrajı Doodlebug'daki çok katmanlılığı 5 katmana çıkarıp neredeyse imkansızı başarması övgüye değer yanlarıydı. Ancak, karakterlerin doğru işletilememesi, neredeyse Rat Pack tarzı bir organizasyonun sebepsiz ve sorgusuz sualsiz işlevleri ve hikayeye zarar veren aşk, filmin başyapıtlık değerini düşürüyor. Bu film her açıdan, her sıralamada Nolan'ın asıl başyapıtı (Batman serisini kategorize etmeden söylüyorum) Memento/Akıl Defteri'nin altında kalmalı bence. Unutmadan, Hans Zimmer; Ennio Morricone öldüğünde seni yaşayan en büyük film müzisyeni ilan edeceğim. Sadece (The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi serisiyle beraber) son 25-30 yılın en iyi soundtrack çalışmasını görebilmek için bile Inception kaçırılmamalı.

6-The Last King of Scotland/İskoçya'nın Son Kralı (2006)

Yönetmen: Kevin Macdonald
Puan: 5/10

Belgeselcilikten gelme yönetmen Kevin Macdonald, eğer filmi ciddiye alıp almama konusundaki sürekli kararsızlığını filme de yansıtmış olmasaydı, eğer James McAvoy yeteneksizi yerine başka bir oyuncu doktor rolünde yer alsaydı, eğer film Idi Amin'in hikayesi mi yoksa Dr. Garrigan'ın hikayesi mi olacağına karar verebilseydi "bu film sırf Forest Whitaker'ın müthiş Idi Amin canlandırması için izlenebilir" gibi bir cümle kuramazdım.

0 yorum: