Evet, nihayet bu da oldu. Jean-Christophe Grange gerçekten de çok kötü bir roman yazdı. Daha evvel yazdıklarının arasında Taş Meclisi hariç tamamı vasatın üzerindeydi, Taş Meclisi de aslında iyi bir roman olmasına rağmen durduk yere fantastizme bağladığı finaliyle kendi değerini düşürmüştü. Ölü Ruhlar Ormanı ise daha beter çıktı.
Evvelki Grange romanlarını bitirmem genelde en fazla 2 günümü alırken Ölü Ruhlar Ormanı tam 2 ayda bitti. Önce ilk 170 sayfasını ıkına sıkına okudum ve dayanamayıp bir köşeye bıraktım. Arşivimdeki sinema dergilerinden bazılarını tarayıp biraz kendime geldim. 1 hafta sonra kitaba baştan başladım ve 1,5 ayda nihayet bitirebildim. Hele ki bir Grange kitabının son 100 sayfası bir oturuşta bitiyorken Ölü Ruhlar Ormanı'nda bu süre 1 haftayı buldu. Herhalde tuvalet ihtiyacımın sonsuza kadar yok olması gibi bir şey olsaydı bu kitap asla bitmezdi, çünkü tuvalette mutlaka bir şeyler okuma alışkanlığımdan dolayı ancak bitebildi.
Daha evvel Grange kitaplarında as kahraman yalnızca bir defa kadın olmuştu. O da Taş Meclisi'ndeydi. Kurtlar İmparatorluğu'nun Selma'sı da vardı ama o ilk yarısı paralel öykülerle giden bir kitap olduğu için Ölü Ruhlar Ormanı'nın Jeanne Korowa'sıyla eşdeğer durumda değil. Hem Taş Meclisi hem de Ölü Ruhlar Ormanı'yla anladık ki Grange ana kahramanını bir kadın olarak yazdığı zaman o kitaba şüpheyle yaklaşmak gerekecek. Tüm kitap boyunca Korowa'ya sadece erkek gözüyle tanınan bir kadın muamelesi çekmesi, (psikiyatri kliniğinde yaşananları dinlerken mastürbasyon yapan kadın profili über-fantastikti gerçi.) Grange'ın profesyonelliğine yakışmazken, o kadının etrafındaki erkeklerin hepsinin bir şekilde Korowa'dan daha az değerli yaratılması da ayrı bir çelişkiydi. (Emmanuel karakteri hariç)
Bir polisiye macera kitabının en önemli öğesi katilin/suçlunun kim olduğu bilmecesidir. Grange'ın önceki kitapları da dahil olmak üzere birçok kitapta bu kalıba uygun en az 3 karakter yaratılır ve çeşitli dezenformasyonlarla okuyucunun katili bulma konusunda zora düşmesi sağlanır. Bu da okuma performansını ve heyecanı arttıracaktır. Oysa Ölü Ruhlar Ormanı'nda tek bir katil adayı var ve daha ilk 100 sayfa dolmadan bu gerçeği kavrayıveriyoruz. Tabii bu da son 358 sayfanın tüm heyecanını bitiriveriyor. Sorun mu? Değil. Nihayetinde Leyleklerin Uçuşu'nu 9 kez okudum, 2. defasından itibaren kitabın finalinde neler olacağını bilmeme rağmen her defasında heyecanı hiç yitirmedim. Leyleklerin Uçuşu labirent gibi bir otoyoldu çünkü, Ölü Ruhlar Ormanı ise dümdüz giden ve etrafında neredeyse hiç ev olmayan bir yol gibi. Elindeki tek kozu katildi kitabın ve daha başlarda o kozu yitirdi.
Jean-Christophe Grange bu kitapta sadece katili hemen farkettirmedi. Her şey önceden o kadar belliydi ki. Örneğin daha kitabın ilk 50 sayfasını okurken Jeanne Korowa'nın Julianne Moore'a ne kadar benzediğini düşünüyordum ki biraz ilerde Grange'ın bunu bizzat yazdığını gördüm. Daha Tucuman kelimesinin geçtiği ilk yerde kahramanımızın yolunun oraya düşeceğini biliyorduk mesela.
Kitabın sevmediğim bir başka noktası da ana karaktere verilen hukuksuzluk. Sevgilisinin psikiyatristinin terapi odasına böcekler yerleştiren bir yargıç, hele hele bu yolla bir cinayetin delillerine ulaşabiliyorsa bu pek hoş olmaz. Üstelik hiçbir Grange karakteri delil ya da suçluyu "tesadüfen" bulmaz. Her şeyin olası bir sebep-sonuç ilişkisi vardır. Ölü Ruhlar Ormanı bu açıdan sınıfta kalıyor. Ayrıca bir cinayet delili okuyucunun gözünün önünde olmalı fakat iyi saklanmalıdır. Bir fotoğrafta katilin yer alıyor olması okuyucuya hiçbir şey katmaz. Zira okuyucu fotoğrafı görmez. Grange gibi bir ustanın bu hataya nasıl düştüğünü anlamak imkansız.
Grange romanları bir şeyi önceden taahhüt eder: Tempoyu. Romanını beğenmeseniz bile tempoyu beğenirsiniz. Her romanı sürükleyicidir, fakat Ölü Ruhlar Ormanı, (2 ayda bitirebildiğime göre) tempo fakiri bir kitap. Hele giriş bölümlerinde neredeyse bir Jane Austen, bir Meave Binchy kadar sıkıcıydı.
Bu kitabın tek artı özelliği Grange'ın totaliter rejimlere olan merakını devam ettirmesi oldu. Her romanında bir ülkeyi ve o ülkenin rejimini ya da popüler siyasal yapısını ele alan Grange, bu kez Arjantin-militarizm temasını işlemiş ve şüphesiz çok başarılı bu konuda. Yalnız bu kitap sayesinde Arjantin'de olup bitenleri öğrendim, yaşasın diyenlere gidip bir tarih kitabı almalarını salık veririm. Zira bir gerilim romanının baş ödevi tarih dersi vermek değildir. O, yemeğin üzerindeki sostur, tad katar sadece.
Son 3 sayfaya sığdırılmış saçmasapan finali, Jeanne'ın küçüklüğünde yaşadığı olayların bir türlü bağlanamaması, Joachim'in otistizminin netliğe kavuşturulmaması, Palin'in akıbetinin bayatlığı, Fransa'daki komiserin acilen beklediği telefonun sebebinin havada kalması gibi kimi eksileri ise detaylandırmak bile yersiz. Umarım bir sonraki Grange romanını bitirebilmem için tuvalete sık gitmem gerekmez. Zira bu kitap ziyadesiyle kabızlıktı.
Puan: 2/10
Grange romanları-beğeni sıralamam:
1-Le vol des Cigognes/Leyleklerin Uçuşu
2-Les Rivieres de Pourpres/Kızıl Nehirler
3-L'Empire des Loups/Kurtlar İmparatorluğu
4-La Ligne Noire/Siyah Kan
5-Miserere/Koloni
6-Le Serment des Limbes/Şeytan Yemini
7-Le Concile de Pierre/Taş Meclisi
8-La Foret des Manes/Ölü Ruhlar Ormanı
23 Eylül 2010 Perşembe
JEAN-CHRISTOPHE GRANGE - LA FORET DES MANES/ÖLÜ RUHLAR ORMANI (2009)
Etiketler:
Jean Christophe Grange,
La Foret Des Manes
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


2 yorum:
Romanda, üclemeye ait Seytan Yemini'nde yapilmis gondermeyi saptayabildiniz mi?
Ölü Ruhlar Ormanı'nda öncekilere bir gönderme var mıydı bilmiyorum. Varsa da ben dikkat etmedim. Ama Şeytan Yemini'nde Siyah Kan'a yapılmış bir gönderme vardı. İtalya'daki katille ilgili bir haber Siyah Kan'da bir gazetede geçiyordu.
Yorum Gönder