11 Ağustos 2010 Çarşamba

GENTLEMAN'S AGREEMENT/CENTİLMENLİK ANLAŞMASI (1947) - OSCAR ÖDÜLLÜ FİLMLER

Yönetmen: Elia Kazan
Oyuncular: Gregory Peck, Dorothy McGuire
Oscar: 3 ödül (Film, Yönetmen, Yrd. Aktrist- Celeste Holm), 5 adaylık (Aktör, Aktrist, Yrd. Aktrist- Anne Revere, Senaryo- Moss Hart, Kurgu- Harmon Jones)
IMDB Puanı: 7,4/10
Puan: 7/10

Hollywood'da bozulmanın ve siyasi perdeleme döneminin ilk çorap söküğü Gentleman's Agreement oldu. Wisconsin senatörü Joseph McCarthy'nin anti-komünizm adı altında tüm ABD'de başlattığı cadı avı, yavaş yavaş Hollywood'a da sıçramıştı. Komünist, eşcinsel ya da siyahilere sempati duyan sinemacılar birer birer gözlem altında tutulmaya başlanmıştı. Daha sonra ülkenin en önemli sinemacılarından başta Charles Chaplin, Orson Welles gibi isimler olmak üzere çoğu kişinin yurtdışına gidip 20 sene boyunca ülkeye dönmemesine, bazılarının hapse atılmasına bazılarının da onuruna yediremeyip intihar etmesine sebep olacak kızıl panik günleri Gentleman's Agreement'le hız kazandı.

İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Yahudilere uyguladığı soykırım başlarda diğer ülkeler tarafından gerçek hatlarıyla bilinmiyordu. Toplama kamplarındaki cinayetlerin ABD'de toplumsal reaksiyon başlatması ancak 1942 yılında başgösterebildi. Bu reaksiyon iki taraflıydı. Bir grup, Almanya'yı ve Hitler'i lanetliyor, diğer bir grupsa Almanların haklı olabileceğini düşünüyordu. İkinci grubun baskın olduğu güney ve güneybatı eyaletlerinde zaten siyahlarla yaşanan çatışma sürüyorken bir de anti-semitizm geleneği başladı. Yazılı kuralları olmayan, ama toplumun kendi içinde oluşturduğu bir sistem oturmaya başladı. Yahudilere ev verilmiyor, okullarda Hristiyan ailelerden gelme çocuklarla Yahudi çocuklarının dost olmaması sağlanıyor, tüccarlar Yahudilere mallarını daha pahalı fiyatlardan satıyordu. Gentleman's Agreement, tam da bu olayların doruğa vardığı bir dönemde çekildi.

Filmde bir dergi yazarı, anti-semitizmle ilgili bir makale yazmak için kendini 6 ay boyunca Yahudi olarak tanıtma yöntemini seçiyor, fakat yaşadıklarına sadece 2 ay dayanabiliyordu. Bu süre içerisinde etrafındaki çoğu insandan aşağılayıcı tepkiler aldı. Bir Yahudi olan sekreterinin bile Yahudiler hakkında alaycı konuştuğuna şahit oldu. Oteline Yahudi müşteri almayan patronlar, posta kutularına Yahudi soyisimlerini yazdırmamaya çalışan apartman sakinleri, iş başvurularını dine göre değerlendiren işverenlerle karşılaştı. Üstüne üstlük sevgilisi bile anti-semitik olmasa dahi bu sorunu ciddiye almıyordu. Yahudilere negatif ayrımcılık yapılması hoşuna gitmiyor fakat bunu düzeltmek için kendi adına hiçbir şey yapmıyordu. Sisteme adapte olmuş bir anti-semitizm karşıtı grup da vardı fakat düşünceleri eyleme geçmediği için soruna hiçbir çare olamıyorlardı. Genç gazeteci Philip (Gregory Peck) araştırmasına başlamadan önceki hayatına oranla artık yepyeni biriydi. Bunun yalnızca Yahudi karşıtı bir olay olmadığını, durumun Amerikan kurucu ilkelerini de tehlikeye soktuğunu farketmişti.

Film, büyük bir başarı sağladı. Rakiplerinin zayıflığına rağmen konusu itibariyle Oscar alması zor gözüken bir filmdi fakat Oscar'ı almayı başardı. Üstelik filmin yönetmeni Elia Kazan, henüz Hollywood'da pek ün yapmamış bir isimdi. Ne olduysa bundan sonra oldu ve McCarthy, filmi komünist propoganda yapmakla suçladı. Yönetmen Elia Kazan, soruşturmalar geçirdi. Başlarda haklarını savunsa da stüdyo patronlarının bu soruşturmaya uğrayanlarla anlaşma yapmadığını, bir nevi kara liste olduğunu görünce tutumundan vazgeçti. Bir yıl sonra Lee Strasberg'le Actor's Studio'yu kurup, Amerikan sinemasına belki de en mühim katkıyı yapacaktı fakat kurula, Komünist arkadaşlarının isimlerini verip muhbir durumuna düşünce bu hareketi gölgede kaldı. Edward Dymytryk'le beraber, kurula en fazla ispiyonu yapan kişi olmuştu. Daha sonra durumunu, Türkiye'den göç ettiği için Hollywood'da kimsenin kendisini kabul edemediğini ve baskıların ağırlaşmasından dolayı muhbirlik yaptığını belirtecekti, her zaman utanç duyduğunu da ekleyerek. Hatta 1954 yılının Oscarlı filmi On the Waterfront/Rıhtımlar Üzerinde'de bu tavrının savunmasını yapar gibiydi. Oyuncu Lee J. Cobb'la beraber, muhbirliklerinden dolayı "Hollywood'un bülbülleri" olarak anılmaya başlayınca biri yönetmen biri aktör olarak bu filmle kendilerini temize çıkarmaya çalıştılar. Film çok beğenildiyse de Elia Kazan, yine de kendini affettiremedi. 70'lerde Cannes'da alacağı ödül, listenin mağdurlarınca lobi kurularak engellendi. Yıllar sonra Akademi tarafından verilen Onur ödülü, Nick Nolte, Ed Harris gibi muhalif yönü sağlam iki oyuncu tarafından protesto edildi. Elia Kazan, McCarthy souşturmalarının sinema ayağındaki en büyük suçlu olmuştu.

Haliyle Gentleman's Agreement de bu leke ile anıldı hep. Filmin kendi kalitesi pek tartışılmıyordu. Oysa, film, kimsenin bakmadığı bir açıyla aslında Hollywood'un oyunculuk geleceğine çok sağlam bir temel atacak method yöntemine sağlam bir metafor da oluşturuyordu. Bu yönteme göre aktör, rol yapmak yerine, oynadığı karakteri hissetmeliydi. Örneğin, Actor's Studio'nun en başarılı öğrencilerinden Robert De Niro, Taxi Driver/Taksi Şoförü filmi için birkaç gece gerçekten taksicilik yapmış, Raging Bull/Kızgın Boğa filmi için de gerçek boks maçlarına çıkmıştı. Filmde de Philip, anti-semitizmi daha iyi anlayabilmek için 2 aylığına Yahudi oluvermişti. Bu film adeta Method yönteminin bir manifestosuydu. Ama Elia Kazan'ın muhbirliği, filmin hep gölgede kalmasına sebep oldu.

İlginç Bilgi: Filmde Dave karakterini canlandıran John Garfield da McCarthy soruşturmalarından nasbini almıştı. 1952 yılında kurulun karşısında kendini savunmaya çalışırken kalp krizi geçirip öldü. Bu kara listeye dahil ne ilk, ne de son ölümdü.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Amiable brief and this fill someone in on helped me alot in my college assignement. Gratefulness you as your information.