16 Temmuz 2010 Cuma

TRANSSIBERIAN/SİBİRYA EKSPRESİ (2008)

Yönetmen: Brad Anderson
Oyuncular: Emily Mortimer, Ben Kingsley
IMDB Puanı: 6,8/10
Puan: 6/10

El Maquinista/Makinist (bu filmin uluslararası adı İngilizce The Machinist olarak değiştirildi nedense) ile büyük beğeni kazanan ve alkışlana yönetmen Brad Anderson'ın İspanyol ortaklarıyla çektiği ve şimdilik ünlenmiş ikinci filmi olan Transsiberian, kalitesine oranla fazlaca bonkör davranılmış bir gişe kazancı elde etmişti. Ben Kingsley, Thomas Kretschmann, Woody Harrelson gibi yıldızlardan oluşturulmuş kadrosu ve dünyanın en uzun tren güzergahında geçen bir gerilim olarak çizilmiş lansmanı sayesinde kısa bir süre adından söz ettiren film maalesef ambalajının tersine içini açtıkça çürük çıkan bir meyve durumunda kalmış. Bu akşam TNT'nin "ayda bir vasat üstü film yayınlıyoruz o da bu" kuşağında gösterilen film, Litvanya'nın beyaza bürülü ormanları arasında akıp giden tren görüntüsünden başka pek bir lezzet taşımıyor.

Bariz bir biçimde Alfred Hitchcock'un üç tren başyapıtı; The Lady Vanishes/Bir Kadın Kayboldu, North By Northwest/Gizli Teşkilat ve Strangers On A Train/Trendeki Yabancılar'a artık gönderme mi desek, esinlenme mi desek bilmemekle beraber, Transsiberian'ın bir şekilde bağlı olduğu açık. Amerikalı masum karı-kocanın bir trende kendini bir uyuşturucu çetesinin entrikası içinde bulması, yemek vagonlarında gerçekleşen önemli tanışmalar, soğuk yüzünden dışarıya tren durmadan açılmayan kapılara rağmen (sonra ne hikmetse kapılar açılmaya başlıyor) trende kaybolanlar vs... filmin özgünlüğünü saydığım filmlere borçlu olmasına sebebiyet veriyor.

Öte yandan Amerikan sinemacı Anderson filmde öldürülmek üzereyken bile "ama biz Amerikalıyız" diye ağlaşan vatandaşlarıyla mı yoksa her karede sefalet ve çürümüşlüğünü resmettiği Ruslarla mı dalga geçiyor, kestirmek imkansız gibi.

Ben Kingsley, Gheorge Hagi'nin, Vikingur takımında oynaması kadar sırıtıyor bu filmde. Bir zamanlar Gandhi'ye pelikül üzerinde adeta yeniden can vermiş, Sir ünvanlı aktörü bu tür filmlerde görmek üzüntü verici. Emily Mortimer, Woody Allen'ın kanatları altında Match Point/Maç Sayısı filminde öğrendiklerini nihayet filmine aktarabilmiş. Woody Harrelson, saftirik koca rolünde, Clint Eastwood'un bir eşcinseli oynaması kadar tuhaf görünüyor. Ayrıca sinema ötesinde erkekler için, Kate Mara, kadınlar içinse Eduardo Noriega filme tutunma şansı tanıyor diyebilirim.

Transsiberian, uzun bir süre aksiyon beklediğiniz bir hikayenin sıradan muhabbetlerle harcandığı anlardan, gerilimli muhabbetler beklediğiniz bir devamın aksiyonla harcandığı anlara doğru yol alırken, görüntü yönetimi ve tren yolculuğu ambiyansını yaratmasıyla kendini kurtarabiliyor. Brad Anderson'ın El Maquinista gibi bir filmden bu noktaya gelmesi ilginç olsa da bu tür yönetmenlerin sistemsiz iniş çıkışlarını bilen seyirciler için pek de şaşırtıcı değil.

İlginç Bilgi: -spoiler- Emily Mortimer, bu filmdeki sahnesiyle ilk kez filmlerinde birini öldürüyor.

0 yorum: