Yönetmen: Tobe Hooper
Oyuncular: Craig T. Nelson, JoBeth Williams
Oscar: 3 adaylık (Müzik- Jerry Goldsmith, Ses Efekti Kurgusu- Stephen Hunter Flick, Görsel Efekt- Richard Edlund)
IMDB Puanı: 7,4/10
Puan: 6/10
Poltergeist, 80'lerde sıçrama yapmış muhafazakar korku filmlerinin en bilinen örneklerinden biri olmasının yanı sıra, Steven Spielberg'in az sayıdaki korku senaryolarından biridir. Spielberg'in E.T. ile uğraştığı dönemde; The Texas Chain Saw Massacre/Teksas Katliamı filmiyle büyük ün yapmış Tobe Hooper'a emanet ettiği film, alt-metin severler için bulunmaz bir nimet durumunda. 3 çocuklu bir ailenin en küçük kızına musallat olan bilinmeyen bir güç karşısında kızlarını kurtarmak için uğraşan anne ve babanın hikayesini anlatan film, tam Reagancı muhafazakar Amerikan kitlesinin manifestosu gibi duruyor.
SPOILER-------------------------------
Filmin, alt-metin okumalarıyla ilerleyeceği daha en başından bellidir. Aile temasını pek seven Spielberg'in kurguladığı refah içinde yaşayan, sıradan Amerikan ailesi elbette ki tüm Amerikan toplumunu temsil eder. İçiçe geçmiş evleriyle çizilen banliyö tablosunda mutlu mesut yaşayan aileye dadanan kötücül gücün ilk çıkış kaynağı televizyondur. 80'lerde bilinçaltı anlatımıyla bolca didiklenen gelenekçi tutum filmin bu noktasında ilk kez böylesi açık bir şekilde kendini gösterir. Televizyon çocuklarınız için zararlıdır, onları televizyonlardan uzak tutun gibi bayat ve basit bir anlam içermese de televizyonun nezdinde genel olarak iletişim düzeyi ve araçları masaya yatırılır. Zira muhafazakar sinemacılar, iletişimin gücünden fazlasıyla yararlanmak ama onları yine de usturuplu kullanmak tutumu içerisindedir. (Aynı tutum, makinalara karşı uyarısıyla Terminator filmleri özelinde James Cameron'da da görülebilir.) Üstelik bu profili çizen, bugün iletişimin en büyük isimlerinden biri olan Spielberg'tir.
Ailenin kızlarını kurtarması bariz bir şekilde yeniden doğuşun alegorisidir. Bir medyumun öncülüğünde ve annenin aktifliğinde rahime benzeyen bir delikte gerçekleşen kurtarmanın nihayetinde cenin pozisyonunda teknisyenin kucağına düşen anne ve kızını birlikte görürüz. Bu sahne kimi okumalarda annenin kötülüğün modeli olarak inşa edildiğine dair yorumlarla dillendirilir. Benim de katıldığım kimi yorumlamalarda ise bu sahnede kadının toplumsal kurtarıcılığına dair bir atıf vardır. Cenin pozisyonundaki düşüş ya da kurtarılmadan sonra anneyle kızının yüzündeki rahim sıvısına benzer sıvılar da Amerikan toplumunun kendini yenilemesinden sonraki aydınlanma evresini ve saflığı işaret eder. Ayrıca teknisyenlerin kötü güçle başedememesi ama bir medyumun işin sırrını çözmesi de bilimin karşısında geleneğin de önemli bir rol oynadığını ifşasıdır.
SPOILER------------------------
Daha ilk popüler filmi Duel/Bela ile Amerikan muhafazakar sinema anlatımının ve ABD toplumuna gelecek olan saldırıların ana eksenini çizmeye başlayan Spielberg, bir korku sinemacısı olmadığından finali uzatır da uzatır. Özellikle bu sahnelerde Tobe Hooper da işi yalnızca efektlere döker ve son yarım saat, filmin asıl kalitesinden büyük bir parça koparır. Daha sonra pek beğenilmeyen iki devam filmi daha çekilir Poltergeist'ın. Fakat her ikisinde de Spielberg-Hooper ikilisi yer almaz. Oyuncuların da sadece bir kısmı devam filmlerinde yer bulur.
İlginç Bilgi: Üçlemenin üç farklı oyuncusuyla beraber küçük Carol Anne'i canlandıran Heather O'Rourke, 1988'de üçüncü filmin çekimi tamamlandıktan sonra hayatını kaybeder. Bu 4 ölüm, filmin lanetli olduğuna dair magazinel/sansasyonel bir dedikoduya yol açar.


8 yorum:
Kalemine sağlık.. Sevdiğim bir filmi daha senin yorumlamanla yad etmek çok güzel bir duygu;)
Bu filmi izlerken, Spielberg'ten ve korku sineması sevginden dolayı seni anmıştım:)
Sağolasın;) Spielberg demişken, bu akşamdan itibaren ATV'de Indiana Jones var;) Sen seversin, benim de aklıma tanıtımı görünce sen geldin:)
Indy benim büyük kahramanlarımdandır, o yüzden elimde orijinal DVD seti varken türkçe dublajla izlemem Harrison abimi:)
Hayır, hiç de bile kıskanmıyorum, bir DVD Box Collection Set de kıskanılır mı hiç;))
Dr. Jones anti-kahramanlarım içinde benim için de ilk sıralardadır.
Orijinal set derken bandrollü orijinal setten bahsetmiyorum. Korsan ama içeriği tamamen orijinal setten kopyalama:)) O yüzden azıcık kıskanabilirsin:) Yalnız o metal kutulu Indy setini bu arşiv bir gün görecek:))
Dikkat ettim ben "ındy" derken sen "Dr. Jones" demişsin. Alt metin manyağı biri olarak buna da bi kulp bulmam lazım:)) Üstelik ben kahraman sen anti-kahraman demişsin. Ki aslında senin dediğin doğru:))
He he he:))) Metal kutulu koleksiyon seti olmadığını öğrendiğime göre bu gece rahat bir uyku uyuyabilirim:)) İkimizin de gelecek planlamasında aynı setin var olduğu bir yaşam var anlaşılan;)
Hımm.. Dr. Jones mu, Indy mi.. Detayları yakalaman çok başarılı sevgili Hocam, pardon Muhammed;)
Olayların içinde kendimi anti-kahraman gibi hissetmem ve dolayısıyla eylem ve tercihlerimde anti-kahramanlaşmaya çalışıp yüzüme gözüme bulaştırmam hep Kamçılı Adam ve türevleri yüzünden zaten:)) Tamam hayatlarımız birer Film-Noir değil, Femme Fatale'ler, hain düşmanlar cirit atmıyor etrafımızda ama, sinema aşkı ister istemez gerçek hayata sızıp bir iz, etki bırakıyor insan hayatında..
Cehennem Silahı 1'in başındaki bir sahnede, Mel Gibson'ın karavanının içinde tabancasını ağzına sokup, tetiği çekip intihar etmek üzereyken, 37 ekran siyah-beyaz televizyondan gelen çizgi film sesleri fonunda vazgeçmesi ve hayatla acısıyla beraber dalga geçmeye başlaması, sonra yavaş yavaş herşeyin bir anlam ifade etmesi... Bu filmdeki Mel Gibson karakterini düşünüp, rol model olarak yorumlamak bazı zor dönemlerde bana güç vermiştir mesela..
Anti-kahramanlar iyidir, gerçek hayata yakındır, zayıflıklarıyla, hatalarıyla, günahlarıyla, hafiften dönemsel loser'lıklarıyla;) İyi ki varsınız kısaca:))
Bu çok iyi değerlendirmeye ekleyebileceğim tek bir şey var: Biz düşmanlarını alt ederken dayak da yiyen adamların filmlerini seviyoruz arkadaş:))
Yorum Gönder